- Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
1982 İstanbul doğumluyum. Lisans ve yüksek lisansımı ekonomi üzerine yaptım. Üniversite yıllarında tiyatro kulübüne girdim. Oyuncu olmak istemediğimi -ya da olamayacağımı- anlayınca o işleri bıraktım ama, biraz da içimde kaldı. Zaten çok fazla film seyrediyordum, bir gün dedim, “ben de film çekebilir miyim acaba?”
- Edebiyatla ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar)
Edebiyatı çok severim. Ama şöyle de bir durum var, okuduklarımın %35’i edebiyat, %60’ı siyaset, tarih, az felsefe, az bilim ve kalan %5’e de “diğer” diyebilirim. Edebiyatın oranını artırmak istiyorum. Bakalım kısmet. En sevdiğim roman Dostoyevski – Suç ve Ceza’dır. Dostoyevski’yi zaten gelmiş geçmiş en büyük yazar olarak görüyorum. Bizim edebiyattan birkaç isim say dersen, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Murat Menteş diyebilirim. İlk aklıma gelenler tabi bunlar, düşünsem liste uzar.

- Sinema ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin bir izleyici olarak sevdiğiniz filmler, yönetmenler hangileridir?
Film izlemeyi, arkadaşlarımla sinema konuşmayı, yalnızken filmler üzerine düşünmeyi çok seviyorum tabi. Galiba benim kendimi ifade edebileceğim tek sanat dalı da sinema. Bir ara edebiyat da denemiştim ama bana çok melankolik geldi o iş. Okumasını severim ama yazmak benlik değil. Kimleri severim? Buna cevap vermek zor ama hadi deneyelim: NBC, Asgar Farhadi, Martin Scorsese, Zeki Demirkubuz, Abbas Kiarostami, Woody Allen, Akira Kurosawa…
- Sebepler ve Yollar filminizde normalde biraya gelmesi mümkün gözükmeyen iki farklı insanın farklı sebeplerle birlikte olduğu bir kaçakçılık hikâyesini izliyoruz. Filmde bu insanların iletişimleri diyalogları üzerinden başka başka hikâyelere şahit oluyoruz. Yolda olma ve bir şekilde hayatın bir araya getirdiği yoldaşlıklarla ilgili neler düşünüyorsunuz ? Filminiz özelinde ve genel olarak birbirine benzemeyen insanların bu şekilde bir araya gelmeleri ile ilgili (genelde yoklukların, savaşların ve bazen de bir takım hırsların ortaya çıkardığı kader birlikleri ) neler düşünüyorsunuz?
Bir laf vardır, bir insanı en iyi yolculukta tanırsınız diye. Eskiden yolculuklar çok daha zorlu olduğu için söylenmiş bir söz galiba bu. Şimdi yolculuklar o kadar zorlayıcı değil ama söz hala geçerli gibi de bir taraftan. Ben bunu biraz şuna bağlıyorum; şimdi o kadar yol gideceksin, eski zamanlardaki gibi olmasa da yine yorulacaksın, acıkacaksın, susayacaksın, sıkılacaksın… Her şeye rağmen konforsuz bir ortam. İşte bu durum insanın gardlarını kırıyor, karşı tarafa daha açık olmanı sağlıyor bence. Düşünsene bir araba içinde 14 – 15 saat yol gideceksin, yanında biri var ve ortak bir amacınız var. Mecbur konuşacaksın…
Hayat öyledir, bazen birbirlerine benzemeyen insanları bir araya getirir. “İnsan ne ise onu o yapan içinde bulunduğu şartlardır” demişti birisi, nerede okudum hatırlamıyorum. Aslında hepimiz bir şekilde aynıyız. İstanbul’da varlıklı bir ailenin çocuğu olma ve Doğu-Beyazıt’ta yokluk içinde büyüme durumları farklı insanlar üretiyor. Ama ne var ki şartlar beklenmeyen şekilde değişince, bu iki insan da bir araya gelebiliyor.

- Filminizde diyaloglar doğal ve bu müstesna bir izleme kolaylığı sağlıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Ve genel olarak sinemada diyalog kullanımı ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isteriz
İlk filmimiz Kimse Bizi Konuşmasın’la birlikte ikinci filmimiz Sebepler ve Yollar’ı Yücel Yüksel’le birlikte yazdık. Biz Yücel’le bu işlere başladığımızda -kendisi 25 yıllık arkadaşımdır- izlediğimiz bütün filmler üzerine konuşurduk. Zamanla Türk filmlerinin durgun, diyalogsuz bir tarz üzerinden kendisini tekrar ettiği hissiyatına kapıldık. Sonra dedik ki, “ya tamam iyi güzel de insanlar böyle değil ki, insan konuşur.” Sonra yazacağımız filmin -o zamanlar beraber bir film yazmak üzerine kafa yoruyorduk- bol diyaloglu olmasını istedik. Tabi bunu yaparken doğal ve gerçekçi olması en çok dikkat ettiğimiz nokta olmalıydı. Hem Kimse Bizi Konuşmasın’ı hem de Sebepler ve Yollar’ı yazarken bazen bir kelime üzerine birkaç saat uğraştığımız, bir sahneyi yazdıktan sonra “acaba yeteri kadar doğal oldu mu” diye dönüp dönüp kontrol ettiğimiz, doğal bulmamışsak tamamen silip yeniden yazdığımız da çok oldu. Yani diyaloglar yazdığımız senaryolarda en fazla özendiğimiz kısımdı diyebilirim. Laf aramızda, çekim imkanlarımız belli, en güçlü silahımız ise diyaloglarımız…
- Filmlerinizi youtube’dan izleyebiliyoruz. Film yapım sürecinin zorlukları herkesçe malum. Filmlerin çekimi ve seyirciyle buluşması konusunda düşünceleriniz nelerdir? Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum
Film yapmak zaten çok zor bir iş, sizin ve beraber çalıştığınız insanların çok fazla fedakârlık yapması gerekiyor. Tüm bu meşakkatli süreç bitip film ortaya çıktıktan sonra karşınıza “eee şimdi ne olacak ne yapacağız bu filmle” gibi sorular çıkıyor. Biz filmi bitirdikten sonra festivallere gönderdik, bazılarına alındı, bazılarına alınmadı, gösterim yapıldı, ödül aldı vs ve o süreç bitti… Sonra? Sinema salonunda gösterim zor bir iş. Seyirciyi salona çekmek için büyük reklam ve tanıtım kampanyaları yapmak lazım. Hem bizi aşar hem de anladığımız bildiğimiz işler değil. Dedik film kaybolup gideceğine youtube üzerinden seyirciyle buluşsun. Bazı arkadaşlarım buna çok sıcak bakmıyordu ama bana da filmi youtube’a koymak pek yanlış bir fikirmiş gibi gelmedi açıkçası. Sıcak bakmayan arkadaşlar da kendilerince haklı, filmin içeriğinden bağımsız olarak seyirci filmi youtube’da görünce sanki “gerçek bir film” değilmiş gibi ya da “gençler kendilerince bir şeyler yapmışlar” gibi algılanabilir diyorlar. Bu görüşün de haklı yanları var aslında. Ben yine de yanlış bulmuyorum, böylesi daha iyi bence. Her gün kaç izlenme almış kontrol ediyorum, yorumları okuyorum. Yorumlar genelde olumlu, izlenme sayıları da gayet iyi gidiyor. Daha ne olsun!
- Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir ?
filmlerfikirler.com ekibine çok teşekkür ederim. Sitenizi takip ediyor olacağım. Sevgiler..