- Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul doğumluyum. Çocukluğumdan beri hikaye anlatıcılığının farklı türleri ve sanat ile çok ilgiliyim. Boğaziçi Batı Dilleri ve Edebiyatları mezunuyum. Karşılaştırmalı Edebiyat dalında yüksek lisans ve Hollanda Yüksek Öğretim Enstitüsü’nde Erken Çocuk Gelişimi dalında bir eğitim programı yaptım.
15 yıldan fazladır televizyonculuk yapıyorum. Sunuculuk ve metin yazarlığının yanısıra çok sayıda televizyon formatı tasarladım. Çocuklar ve yetişkinler için yazdığım çok sayıda kitabım, film, çizgi film ve çizgi dizi senaryolarım, tiyatro oyunlarım var. Farklı platformlarda yetişkinler için hikaye anlatıcılığı ve çocuk için yazmak üzerine eğitimler veriyorum. Çocuk için kaliteli içerik üzerine uzmanlaştığım için yurtiçinde ve yurtdışında bu alanda çalışıyorum. Günlerim düşünerek, yazarak, üreterek ve ürettiklerimi paylaşarak geçiyor.
- Edebiyatla ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar)
Edebiyat ve müzik küçüklüğümden beri beni çok cezbeden iki sanat ve ben ikisiyle de farklı şekillerde ilgilendim, ilgileniyorum. Boğaziçi’nde Batı Dilleri ve Edebiyatları okumamda bu edebiyat ve müzik sevgim çok önem taşıyor. Okurken sevgili hocamız Prof. Dr. Jale Parla’dan aldığım Don Kişot’tan Bugüne Roman adlı ders benim hayatımda dönüştürücü bir etkiye sahip olmuştu. O zamana kadar yazdığım şeyler hep roman formatındaydı. Sonra, bu çağın da farklı türlerini yaratması gerektiğini hissettim ve farklı tür denemeleri yapmaya başladım. İlk kitabım Kipat’ı bilinç akışı tekniğiyle yazdım. Sonra, İngilizce’de flash fiction olarak adlandırılan kısa kısa türde kitaplarım oldu. Bunlar içinde Aşk Yüzünden çok sevildi, birkaç baskı yaptı, hatta bu kitapta bulunan “Kulak Kaşıntısı” adlı kısa öykü bir internet fenomenine dönüştü. Bana bile farklı yazar adlarıyla kaç defa yollandı, sayısını bilmem J Hayatta en sevdiğim yazarların bir kısmı çok klasikleşmiş yazarlar, Dostoyevski gibi. Bir kısmı da farklı denemeleriyle bana yeni ufuklar açmış usta yazarlar, Jack Kerouac, Leyla Erbil gibi. Bir de karşılaştırmalı edebiyat alanında yüksek lisans yaparken edebiyat ve müzik, edebiyat ve psikoloji ve edebiyat ve doğa ilişkileri üzerine çok yoğunlaştım. Bu alanlarda çalışan çok sayıda yazar ve kitap var sevdiğim, hangi birini saysam eksik kalır ama iyi ki varlar!

- Sinema ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin bir izleyici olarak sevdiğiniz filmler, yönetmenler hangileridir?
Sinema hepimizin hayatında olduğu gibi benim için de hayatımın ana sanat dallarından biri. Benim en sevdiğim sinemadaki “hikaye anlatıcısı” Tim Burton. Ondaki hem çocuksu hem de ucubeliğe değer veren bakış beni çok cezbediyor. Kendim de sinema filmi yazdığım ve çocuklara da yazdığım için sinemayı bir matematik gibi de algılıyorum ve bu alanın teorisi üzerine çok çalışıyorum. Sinema bence psikanalitik açıdan hikaye anlatımına inanılmaz bir derinlik kazandırıyor, onun içinde “Big Fish” gibi bir film hep büyüsünü koruyor.

- Edebiyat ve sinema ile ilgili çok sayıda eseriniz/çalışmanız olduğunu biliyoruz. Bize bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
Bunlardan iki eksende söz edebilirim. Biri yetişkinler için olan çalışmalarım bunlar içinde daha çok kitaplar ve televizyon projeleri var. İlk kitabım Kipat’ın ardından basılan Aşk Yüzünden, Siyah Nehir, Biri Varmış Biri Yokmuş gibi çok kısa hikayelerden oluşan kitaplarım ve toplama eserlerde bulunan kısa hikayelerim var. Diğer eksen ise çocuklar için kaleme aldığım eserler. Bunlar içinde İngilizce ve Türkçe olarak yazdığım çok sayıda çizgi eser de bulunuyor. Fafa ve arkadaşları gibi dünyada çok ses getiren yapımlar var hem yazdığım hem de yapımcılığını yaptığım. Çocuk kitaplarım içinde en bilinenleri Açev’in Erken Çocukluk Kitaplığı’na da seçilen Masal Ülkesine Yolculuk ve ilk okuma serisi İpek’in Maceraları sayılabilir. İlk gençlik için sinema filmi olarak Irmak Atabek ve Damla Atabek ile birlikte yazdığımız Keşif filmi Çanakkale Savaşı ile günümüz gençliği arasında köprü kuran fantastik bir bilim kurgu eseri.
- Siyah Nehir kitabınızdan bahseder misiniz? Kitabı okurken yer yer István György Örkény’in Bir Dakikalık Öyküler kitabını anımsayıp aynı tadı aldım. Metnin hiç lafı uzatmadan bir aralık açtığını, bir fener tuttuğunu düşündüm. Kitabınızla ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum.
Siyah Nehir, Türkçe’de kısa kısa, çok kısa ya da küçürek öykü olarak adlandırılan bir türe sahip. Bir tv programında bu öyküleri okuyan sevgili Sunay Akın’ın “bunlar şiir aslında” dediğini de hatırlarım J Benim çocukluğumdan beri iki büyük aşkım oldu dediğim gibi, biri edebiyat diğeri müzik. Yazarken kulağımda dilin müziğini duymayı ve ona bir ahenk vermeyi çok severim. Siyah Nehir de içinde kendi müziğini taşıyan ve aynı siyah bir nehir gibi beyaz bir kağıt üzerinde akıp sizi bir yerlere taşımayı amaçlayan bir anlatı, yol üstünde gördükleriniz ise sizin yaşam deneyiminizle anlamlı.
- Çocuk edebiyatı ve çocuk medyası ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’de ve Dünya’daki durum hakkında bize bilgi verir misiniz? Çocuklar için ürettiğinizde özellikle dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?
Bu konu benim için çok önemli, bu konuya yıllarımı verdim. Hollanda Yükseköğretim Enstitüsü’den aldığım Erken Çocuk Gelişimi dalında aldığım eğitimde bitirme tezimi “Çocuk Medyasında Kaliteli İçerik” üzerine yapmıştım. Bu alanda dünyada Susam Sokağı gibi, Creative Galaxy gibi çok iyi çalışılmış, araştırmalarla desteklenen içerikler var. Bu içerikler çocuğun öncelikli yüksek yararını gözeten, sosyal ve duygusal gelişimine destek veren, başka gelişim alanlarında da kazanımlar hedefleyen bir yapıya sahipler. Bir de bunların zıttı olarak çocuğun sadece eğlenmesini önceleyen içerikler var. Çocukluk çok önemli bir deneyimler bütünü ve çocukluktaki zaman çok ama çok kıymetli. Çocukluk ayrıca başlı başına bir öğrenme deneyimi. Siz hiç eğitsel bir içerik üretmediğinizi düşünseniz bile çocuklar bu yaptığınız içerikten de öğrenmeye devam ediyorlar, sadece siz ne öğreneceklerini bilmiyorsunuz. Kaliteli içerik ise çocuğun içerikle kurduğu ilişkinin çocuklar için faydalı, çocuğu önceleyen, çocuğa zarar vermeyen, kültürel olarak duyarlı, çocukların estetik dünyasını geliştiren, çocuklara mantıklı yollarla sorunları aşabilmeleri için güçlendiren pozitif psikoloji öğelerini kullanan bir yapıya sahip olmasını sağlıyor. Ben de uzun yıllardır, önce Trt Çocuk’la başlayan içerik üretimi ve yapımını daha sonra ortağımla beraber kurduğumuz Mako Kids adlı içerik ve yapım şirketimiz ile devam ettirdim. Şu anda çalıştığım projeler arasında yurtdışında İngilizce olarak yazdığım ve ürettiğimiz Fafa and Friends gibi çizgi dizilerin yanısıra Türkiyede’de UNICEF ve MEB için Erken Çocukluk Eğitimi’nin desteklenmesi projesi kapsamında yaptığımız “Kozalak Anaokulu” gibi yapımlar sayılabilir. Ayrıca, yapay zekanın geldiği nokta itibariyle artık içeriklerde ve çocuk medyasında kullanımı konusunda belirli regülasyonlara ihtiyaç duyulan ve danışmanlıklar ile çalışma grupları gerçekleştirilmesi gereken bir yerdeyiz. Bunun için de kidsai.io adında bir internet dergisi ve uzmanlarla röportaj ve işbirliği yaptığımız bir platform oluşturduk
- Eklemek istedikleriniz nelerdir?
Hikaye anlatıcılığı evriliyor, her yeni medyum ve alan, hikaye anlatıcılığına yeni olanaklar tanıyor ama hikaye anlatıcılığı bir ateş etrafında oturup birbirimize hikayeler anlattığımız binlerce yıl öncesinden bugüne varlığını sürdürüyor. Onun için insan gibi bir zekaya sahip olmak demek biraz da hikaye anlatabilmek demek. Belki yapay zeka da gerçekten kendi hikayelerini oluşturabildiğinde daha da yeni şeyler görmeye başlayacağız. İnsan aklı nisyanla malulken yapay zeka nisyanla malul olmayan bir aklın hikayelerini üretecek mesela. Her hâlükârda hikayeler bizi birbirimize yaklaştıracak, duygudaş yapacak, diğerkam yapacak, birbirimizi ve kendimizi anlamamızı sağlayacak. Hikaye anlatmayı önemsediğiniz ve beni bu platforma konuk ettiğiniz için teşekkür ederim.