- Kendinizden biraz bahseder misiniz? Yazarlık yolculuğunuzu şekillendiren temel deneyimler nelerdir?
Ben Tuğba Kadakoğlu. İstanbul’da yaşıyorum. Lisans eğitimimi felsefe bölümünde, yüksek lisansımı ise Yönetim Ekonomisi alanında tamamladım. Yaklaşık 20 yıldır aktif olarak iş hayatında bulunmaktayım. Sektörel bazlı projelerde özellikle inovasyon ve girişimcilik alanlarında hem üniversite hem de özel sektörde çalışmalarım oldu. Şu anda da bir teknoloji geliştirme bölgesinde İş Geliştirme Direktörü olarak çalışmaktayım.
Sistematik okumalar yapmayı, yazmayı ve tarihsel araştırmaları üniversite yıllarından beri sevmişimdir. Ayrıca amatör olarak yan flüt çalmaktayım. Yazma konusunda felsefe, edebiyat ve sanat beni en çok besleyen damarlar diyebilirim.
- Sevdiğiniz filmler ve sizi etkileyen yönetmenler kimlerdir? Sinemanın yazarlığınıza bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Bilimkurgu ve fantastik sinema türlerini çok seviyorum. Yıldız Savaşları ve son yıllarda seri çekimine başlanmış olan Dune beni çok etkileyen filmler diyebilirim. George Lucas’ı hem yönetmen hem de senarist olarak çok başarılı buluyorum. Hayatımda beni çok etkileyen filmlerden biri de bir Stephan King öyküsü olan Frank Darabont yönetmenliğindeki Esaretin Bedeli diyebilirim.
Sinema bize yazının vücut bulmuş halini büyüleyici şekilde sunuyor. Özellikle bilim kurgu alanını sevmemin nedenlerinden biri de bu sanırım. Yazarın hayalinde kurduğu dünyayı gözlerimizin önüne tüm ayrıntıları ile sergileyebildiği en keyifli yer beyaz perde.
Sinema yazarın hayal kurabilme potansiyelini arttıran, farklı ihtimalleri düşündüren bir ilham alanı. Aynı şekilde iyi yazılmış bir öykü de sinemada devleşen bir esere dönüşebiliyor. Yani bence iki alan da birbirini besleyen ve dönüştüren alanlar.

- Sevdiğiniz kitaplar ve sizi besleyen yazarlar kimlerdir? Edebi damarın oluşmasında kimlerin izi var?
Sevdiğim çok yazar var ama aralarından isim belirtmem gerekirse, Türk yazarlardan Yaşar Kemal, İhsan Oktay Anar, Ahmet Hamdi Tanpınar ilk aklıma gelenler isimler. Anadolu hikayeleri, bizim insanımıza dair hikayeleri eşsiz bir dille anlattıkları için çok başarılı buluyorum ve beni çok besleyen yazarlar diyebilirim.
Dünya edebiyatında da klasiklerden en çok Lev Nikolayeviç Tolstoy’u seviyorum. Çağdaş edebiyatta Ursula Le Guin, José de Saramago, Tom Robbins, Yu Hua farklı tarzları ile beğendiğim yazarlardan.
Ayrıca felsefi okumalar ve tarihsel okumalar da yapmaya çalışıyorum. Okumak beni hem düşünsel hem de akademik alanda çok besliyor.

- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan ve en çok keyif veren anlar hangileri oluyor? Bu yayımlanan ilk kitabınız; bu süreç sizde nasıl bir duygu oluşturdu, neler hissettiniz?
Yazmak disiplin isteyen bir uğraş. Bazen günlük koşturmacalar içinde zihniniz dağılıp, başlayan bir hikayeyi yarıda bırakabiliyorsunuz. İstikrar, düzenli çalışma kısmı sanırım beni en zorlayan süreçlerdi. Yazdığım konuyla ilgili hazırlık çalışmaları ise çok keyifli ve heyecanlı bir uğraş oldu. Araştırmalar yapmak, döneme ya da yöreye ait müzikleri dinlemek, filmleri izlemek, beni dolduran ve motivasyonumu arttıran süreçler oluyor.
Bu ilk kitabım. Öncesinde birkaç amatör kısa yazım yayınlanmıştı. İlk heyecan ilk yayın… Değişik bir heyecan yaşıyorum çünkü basılı olarak okura direkt temas edeceğim ilk deneyim.
- Geçmişin Yolcusu romanınız da doğa, mit ve kadın temaları çok güçlü… Bu temaları ele almaya sizi iten kişisel veya düşünsel motivasyon neydi?
Anadolu insanını, köklerimizi anlatmak istedim. Anadolu’nun her köşesi içinde çok değerli öğeler barındırıyor. Bu zenginliği çok da dillendirmiyoruz. Halbuki geleneklerimiz, örflerimizi tanımak, yaşatmak özümüze dokunmak bizi yaşadığımız topraklara bağlayan en güçlü figürlerden. Kitabımda insanın doğaya, hayvanlara ve kadınlara olan saygısını göstermek istedim. Bir nevi kendimce fabrika ayarlarımızı hatırlamak, hatırlatmak istedim. Mitler de yine burada yerini aldı. Mitleri, hikayeleri, destanları ile çok zengin bir tarihsel bütünlükten, küçücükte olsa bir masal yaratmaya çalıştım diyebiliriz.
Yine “kadın” Anadolu’da güçlü ve çok saygı duyulan figür. Günümüzde kadının toplumdaki yeri ya da kadınlara yönelik şiddetin bu değerleri kaybetmemizden kaynaklandığını düşünüyorum. Bir kadın olarak güçlü ve yönünü arayan kadınların hikayesini yazmak istedim.
- Romandaki mitolojik katmanları ve sembollerini nasıl geliştirdiniz? Geyik motifi ve mağara gibi imgeler nereden doğdu?
Bu kitabı yazmaya karar verdiğimde mitolojiden izler taşısın istedim. Çünkü günümüzde özellikle Yunan ya da İskandinav mitolojileri çok popüler. Halbuki Türk mitolojisi de içerisinde çok güzel ve güçlü öğeler taşıyor. Kurt, geyik hayvan figürleri kendi kültürümüzde de yeri olan ve önemli olan mitler. Sadece daha çok anlatılması gerektiğine inanıyorum.
Yine şamanlık da Anadolu topraklarında ve Türk kimliğinde geçmişte çok yer almış bir inanç. Bu alanlarda inceleme yaparken modern zamanın içinde popüler kültürle kendi öz tarihimizi çok bilmediğimizi de anladım. Türk mitolojisi, hayvan mitleri, şamanlar ve yörük kültürü üzerine birçok kitap okudum, bu konularda belgeseller izledim. Aslında bunu yaparken de ben de bu kadar veri bulabileceğimi düşünmemiştim. Bu süreçte çok şey öğrendim diyebilirim.
Mağara aslında bir metafor olarak düşünebilir. Platon’un meşhur Yedinci Kitabında da mağara metaforu en basit tabiri ile, kişinin gerçek dünyayı anlayamadan, gerçeklerin gölgesi ile yaşamasını ele alır. Ama aynı zamanda mağara bir doğuştur da. Çünkü gerçekleri görüp, o mağaraya geri döndüğünüzde artık yeni bir kişisinizdir. Belki de bu yüzden kitabın ilk bölümü bir mağarada geçiyor. Kitapta da mağaraya giren kişi, bir daha aynı insan olmuyor.
Ayrıca roman içerisinde bazı bölümlerde felsefi tartışmalar yer alıyor. Bu bölümlerde ana karakterin olayları algılama ve süreçleri anlamlandırma yolundaki değişimlerini göstermek istedim. Yani ilk bölümde karakter yaşamın anlamsızlığını sorgularken, romanın sonunda ütopyalardan söz ederek geçirdiği duygu değişim sürecini yansıtıyor.

- Şu anda üzerinde çalıştığınız ya da çalışmayı düşündüğünüz yeni projeler var mı?
Açıkçası kafamda birçok fikir var. Henüz somut bir konu belirlemedim. Ama bu topraklara ait, yine içerisinde tarihsel öğeler barındıran bir çalışma olmasını arzu ediyorum. Bunun yanında sinema ile ilgili de özellikle senaryo alanında bazı okumalar ve çalışmalar yapmaktayım. Belki ileride bu alanda da çalışmalarım olabilir.
