Bireyselin Çığlığı

                Bir insanın elinden hayatı boyunca kendisini kandırdığı şeyi aldığınız anda mutluluğunu da bitirirsiniz. (Henrik Ibsen)

Norveçli yazar Dag Solstad (1941-) eserlerinde hayatın rutinlerini, sıradan insanların sıra dışı hikayelerini işlemiş ve bu hikayelerin kurgularını felsefi bir derinlikle oluşturmuştur. Kitaplarında kimi zaman Norveç’in küçük kasabalarına kimi zaman başkent Oslo’nun sanat kokan sokaklarına okuyucusunu götürüp, ülkenin sosyo kültürel yapısını samimi bir dille anlatmıştır.

Onu yerel bir yazar olmaktan çıkartan en önemli özellik belki de felsefi ve kültürel pek çok unsuru eserlerinin içine ustalıkla serpiştirmesi ve okuyucuyu düşünmeye zorlamasıdır. Örneğin ünlü Norveçli oyun yazarı ve şair Henrik Ibsen (1828-1906)’in bir eserinden yola çıkarak, başladığı bir romanında kahramanın Ibsen’i anlamaya çalışırken, eleştirel bir iç bakış ile kendini anlamlandırmaya giden içsel yolculuğu ele alınmıştır. Ibsen 19. yüzyılın önemli oyun yazarlarındandır. Bireyci ve anarşist bir dünya görüşüne sahiptir ve yazdığı eleştirel gerçekçi oyunlarda toplum bireylerinin yanılsamalarını ve ruhsal çalkantılarını anlatmıştır. Bu temeller üzerinde bireyin boşa çıkan yaşam uğraşını, toplumsal hayattaki karşıtlığın yol açtığı çelişkilerin üstesinden gelemeyişini irdelemiştir. Solstad’ın kahramanları da benzer şekilde, toplumsal hayatın içinde sakin ve düzenli hayatlar içindeyken, bireysel yalnızlıklar, pişmanlıklar, buhranlar ve yoldan çıkışlar yaşamaktadır. Onun yalın anlatımı, anların içinde değişimleri ele alışı ve bireyselliği bir yandan da bize varoluşçuları özellikle de Camus’u hatırlatmaktadır.

Solstad eserlerinde, Ibsen’e, Immanuel Kant (1724-1804)’a ve Ludwig Wittgenstein (1889-1951)’a atıflarda bulunmaktadır. Wittgenstein yaşamının bir bölümünü Norveç’te geçirmiş ve Norveçce öğrenerek Ibsen’i ana dilinden okumuş ve ona hayran kalmıştır. Yine Kant’ın felsefi görüşleri onu çok etkilemiştir.

Kant’ın transandantal mantık anlayışı ve fenomenler kuramıyla görünür dünyanın doğa kanunlarını esas alması felsefe alanında yankı uyandırmıştır. Bu görüş birçok filozof gibi Wittgenstein’ı da çok etkilemiştir. Görünür dünyanın üstünde olan ve şeylerin kendisini ifade eden noumenal dünyanın bilgisine mantıkla ile ulaşılamayacağını savunmuş ve Tanrı, ölümsüzlük ve özgürlük gibi transandantal kavramları da saf aklın temsil işlevi ile açıklamıştır. Wittgenstein’ın eseri Tractacus Logico-Philosophicus’ta da temel olarak mantık-dil-düşünce ve gerçekliğin bağı, dilin ve düşüncenin sınırları ile ele alınmış, ayrıca metafiziğin düşünülemez oluşu incelenmiştir. Bu felsefi konuları ele alırken de Kant’ın kuramından etkilendiği ve onun gibi mantığın sınırlılığını savunduğu görülmektedir.

 “Toplam gerçeklik, dünyadır.” diyerek Wittgenstein, dil ile ifade edilebilen şeylerin dışında düşünmeyi imkansız bulan bir yapıyı oluşturmuştur. Dil Üzerine Sohbetler kitabında “Benim ve Etik ve Din hakkında düşünmek ve konuşmak isteyen herkesin tüm çabası, dilin sınırlarının ötesine geçmektir. Nitekim bu türden bir kafesimizin dışına çıkma çabası, kesinlikle umutsuz bir çabadır.” diyerek dünyaya aşkın bu kavramların asla mantıksal zeminde anlamlandırılamayacağından söz etmektedir.

Dag Solstad, işte sorunu dünya olan ve bu dünyayı sözcükler ve düşüncelerle anlamlandırmaya çalışan insanları anlatmaktadır. Kahramanları bazen Ibsen’in bir oyunundaki diyaloglara, bazen Kant ve Wittgenstein arasındaki ilişkiye ya da Kapitalizm- Marksizim tartışmalarına takılmaktadır.

Mahcubiyet ve Haysiyet’te köyden metropollere göç eden insanları anlatırken kullandığı cümleler, aslında çağımız insanına bir sesleniş niteliğindendir;

“Geldikleri yerde daha iyi bir hayatları vardı ama metropollere göçüyor ve dişleriyle tırnaklarıyla orada tutunmaya çalışıyorlardı. Neden? Çünkü insanlar cazibeye kapılıyorlardı. Büyük arabaların, televizyon programlarının, lüks lokantaların, trafik keşmekeşinin, sinemaların reklam ışıklarının, piyango çekilişlerinin, duvarların arkasında kapılarında silahlı güvenlikçilerin beklediği villaların ve bütün bunlarla aynı çağda yaşamanın dayanılmaz cazibesine. Açlıktan mideleri kazınsa da televizyonda gösterilenlerle aynı çağda yaşıyor olmak insanlara bunları unutturuyor. Hayaller susuzluğu gideriyor. Hayaller tatmin ediyor. (Syf.65)

Sonuç olarak Solstad’ın kitapları ve toplumsal düzenin içine saklanmış roman kahramanları, bizi en insani yanlarımızla, hatalarımızla, saçmalıklarımızla ve anlamlandırma çabalarımızla yüzleştiriyor. Bunu yaparken dünya edebiyat ve felsefe tarihindeki önemli düşünce adamlarını da işin içine katarak entelektüel bir zenginlik sağlıyor.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir