Yüzleşme

Bu kitabın merkezinde yapay zekâ yok.  Mesele yapay zekânın kendisi değil; insanın kendi yarattığı şey karşısında yavaş yavaş özne olmaktan çıkması. Clara Dupont-Monod, Elon Musk figürünü yalnızca bir milyarder ya da teknoloji girişimcisi olarak kullanmıyor. O, Silicon Vadisi’nin bütün düşünme biçimini temsil eden bir karaktere dönüşüyor. Rehine krizinin gölgesinde ilerleyen diyaloglar ise aslında iki insanın konuşması olmaktan çok iki dünya görüşünün karşılaşmasına dönüşüyor.

Romanın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Yazar, bugünün teknoloji tartışmalarını yalnızca güncel isimler üzerinden yürütmüyor; Nick Bostrom’dan William MacAskill’e kadar düşünürleri de metnin içine yerleştirerek okura, teknolojinin yalnızca mühendislerin değil filozofların da meselesi olduğunu hatırlatıyor. Özellikle uzun erimcilik (longtermism), yapay zekâ etiği ve transhümanizm tartışmaları satır aralarında sürekli hissediliyor. Elon Musk’ın söyledikleri çoğu zaman yalnızca ona ait fikirler gibi durmuyor; Silikon Vadisi’nin ortak zihnini temsil ediyor.

“Teknoloji altruist değildir; insana yardım etmek değil, onun yerini almak ister.” Bu cümle elbette tartışmaya açık. Fakat yazarın burada kesin bir hüküm vermekten çok modern insanın korkusunu görünür kıldığını düşünüyorum. Çünkü roman boyunca teknoloji, insanın hizmetindeki bir araç olmaktan çıkıp insanı dönüştüren hatta onu nesneleştiren bir güç olarak resmediliyor.

Bu nesneleşme yalnızca yapay zekâyla sınırlı değil. Sosyal ağlar, anonimlik, kişisel verilerin şirketlere satılması, algoritmaların dikkatimizi ve davranışlarımızı yönetmesi… Yazar bunların hepsini aynı zincirin halkaları olarak görüyor. Hatta bir yerde köpeklerin kendi bölgelerini işaretlemesiyle milyarderlerin pazar payı mücadelesi arasında kurduğu benzetme oldukça çarpıcı. İktidar biçimleri değişiyor ama tahakküm arzusu değişmiyor. Dijital dünya, eski hiyerarşileri ortadan kaldırmıyor; onları görünmez hâle getiriyor.

Romanın ilginç taraflarından biri de geleceği anlatırken bugünü konuşması. Tesla’nın çöküşü, sosyal medya platformlarının dağılması ya da yapay zekâ şirketlerinin rekabeti gibi ayrıntılar bilimkurgu atmosferi oluştursa da aslında bunlar yalnızca dekor. Asıl mesele insanın giderek kendi kararlarını algoritmalara devretmesi. Bu nedenle kitap bana Byung-Chul Han’ın dijital tahakküm eleştirisini, Zuboff’un gözetim kapitalizmini ve hatta Baudrillard’ın simülasyon düşüncesini hatırlattı. İnsan artık yalnızca tüketici değil; aynı zamanda veriye dönüşmüş bir nesne.

Bununla birlikte kitabın zayıf kaldığı yerler de var. Bazı yazar karekterlerini kendi düşüncelerini konuşturuyor gibi diyaloglar zaman zaman romanın ritmini kesen uzun fikir metinlerine dönüşüyor. Özellikle teknoloji tartışmalarına ilgi duymayan okurlar için bu bölümler yorucu olabilir. Fakat ben bunu büyük bir kusur olarak görmedim. Çünkü Clara Dupont-Monod’un amacı kusursuz bir gerilim romanı yazmak değil; bir rehine krizini kullanarak çağımızın en önemli yüzleşmelerinden birini görünür kılmak sanki.Belki de Yüzleşme tam bu yüzden değerli. Çünkü okuru sadece geleceğin teknolojisini düşünmeye değil, bugünün insanını yeniden sorgulamaya davet ediyor.

 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir