Kura ve Bisiklet

Franco ismi size neyi çağrıştırıyor?  Genelde Franco diyince kötü bir çağrışım[1] yapabilir, fakat futbolda bizim için olumlu bir anı çağrıştırıyor Franco ismi.

1950’de savaş şartlarının sona ermesinin ardından tekrar düzenlenen dünya kupasına Brezilya ev sahipliği yaparken iki yüz bin kişilik Maracana stadyumunu yaptırmış ve nihayetinde ise bu turnuvayı kazanamamıştır.[2] Milli takımımız bu turnuvaya katılmaya hak kazanmış fakat mesafe ve maddi imkânsızlıklar yüzünden bu turnuvaya gidememiştir. Ayrıca aynı turnuvada Hindistanlı oyuncularda çıplak ayakla oynama istekleri reddedildiği için katılmamışlardır.[3]

1954 Dünya Kupasına ise milli takım katılabildi. Bu katılma play off’la oldu. Play off’ta rakip İspanya idi. İlk maçta efsanevi  Estadio Chamartín  (Santiago Bernabéu) stadyumunda İspanyollar 4-1 kazandı. İkinci maçı ise ülkemizde 1-0 kazandık. O zamanki statü gereği üçüncü bir maç oynandı ve bu maç Roma’daydı. Maç 2-2 berabere bitince uzatma sonrasında (penaltı atışları olmadan)[4] hakem orta alana gitmiş İtalyan çocuk çağrılmıştı çocuğun adı Franco Gemma idi. Luigi Franco Gemma o sabah evden çıktığında evlerine yakın olan stada girip maçı izlemek için planlar yaptığında adının yıllar sonra bile o günle bağlantılı olarak hatırlanacağını bilmiyordu.

Maçtan sonra FİFA yetkilileri, İtalyan hakem Bernardi, iki takımın teknik kadrosu ve oyuncular toplandı.  Turchia ve Spagna yazılan kağıtlar bir kupanın içine atıldı. Kurayı çekimi için stada kaçak girerek maç izleyen 10 yaşındaki Franco seçildi. Görevliler Franco’nun yanına doğru yürümeye başladığında küçük çocuk maça biletsiz girdiği için korktu ve kaçmaya başladı. Yakalayıp getirdiler. Gözlerini bağladılar ve kupadaki kâğıtlardan birisini seçmesini istediler. Franco’nun hakemlere uzattığı kağıtta ‘Turchia’ yazıyordu. Bizim oyuncular Franco’yu öpüp omuzlara alırken başta Franco’nun Fransisco Franco ile adaş olmasını şans olarak gören bazı İspanyol oyuncular, bu kuradan sonra ona küfürler savurup tükürüyordu.

Bizi çekmişti. Böylelikle uzun seneler boyunca katılamayacağımız, sonrasında da sadece bir kez katılabildiğimiz dünya kupasına katılma hakkını elde etmiştik. O zaman için oldukça yetenekli oyunculardan oluşan kadromuz katılma hakkı kazandığı iki kupadan ikincisine gittiğinde ne kadar büyük bir iş başarıldığı da ortaya çıkacaktı. Çünkü turnuva için yapılan hatıratlara hep İspanya ismi basılmıştı, daha sonra isimleri değiştirip Türkiye yazıyorlardı.

Aradan yarım asır geçti. İspanyollar futbolda daha önce büyük kulüpleri ile elde ettikleri başarıları tiki taka oyunlarıyla art arda milli takımda da elde etmeyi başardılar. O İspanyollar bir değişimin içinde ilk maçta Japonya’ya karşı kaybetmiş Almanlarla oynadılar. İlk 20 dakikadaki oyunları şampiyonluk konusunda ne kadar istekli olduklarını ve oyun güçlerini ortaya koyarken golü nispeten daha tutuk oynadıkları ikinci yarıda buldular. Buna karşın Almanlar alışkanlıklarını hatırlayıp maçı son parçada zorlayınca önce beraberlik golünü buldular sonrasında ise galibiyete ulaşacak pozisyonlar buldular. Bu maç Luis Enrique için de son derece anlamlıydı. Kaybettiği kızının doğum günü olan bu günde kazanmak istiyordu. Maç berabere bitti

Bir sonraki günün maçlarındaysa Kamerun ve Sırbistan gol düellosu halinde geçen maçlarda yenişemezken Güney Kore 2-0 yenik duruma düştüğü maçta beraberliği yakaladı fakat Muhammed Kudüs’e engel olamadı ve maçı 3-2 kaybetti. Akşam Brezilya sonunu domine ettiği maçta İsviçre’yi 1-0 ile geçerken Portekiz’de Uruguay’ı 2-0’lık skorla geçti. Bu maçın ilk golü önce Ronaldo’ya sonra Bruno Fernandes’e yazılmıştı. Bruno Fernandes’in  sağdan yaptığı ortada top adeta Ronaldo’nun kafasını yalamış ve ağlarla buluşmuştu. Maçın sonunda Ronaldo kafasını eliyle çekerek golü attığını ima ediyordu.(Topun sıyırdığını). [5] Sonuçta bir süreliğine de olsa yazıldığı gibi Ronaldo yine imkânsızı yapmıştı ve topa dokunmadan golü atmayı başarmıştı.

Luigi Franco Gemma’ya dönecek olursak Reha Erus, 1990 Dünya Kupası öncesinde 1954’deki milli takımımızın kaptanı Turgay Şeren’le buluşturmak için aradığında, Luigi Franco Gemma’nın bir trafik kazası sonucu hayata veda ettiğini öğrenmişti.

Yeri gelmişken kurayı çeken İtalyan çocukla kafamda eşleştirdiğim yakın yıllarda benzer yaşlarda olan bir başka çocuktan da bahsedeyim. Vittorio de Sica’nın Bisiklet Hırsızları filminde Bruno Ricci rolünü oynayan Enzo Staiola. Daha sonra Matematik öğretmenliği yapan Enzo bu filmdeki performansıyla benim gibi birçok izleyici için unutulmazlar arasında yer almıştı. Çalışmak için bisiklete ihtiyacı olan babası ile beraber dolaştığı sokaklarda babasının yaşadığı çaresizliği yüzüne yansıtan zaman zaman onunla atışsa da yokluğun acısını hissettiren rolüyle final bölümünde mahcup ve çaresiz haldeki babasının elini tutuşuyla akıllarda yer etmişti.

Ne zaman 1954’ün Mart Ayında Roma’da oynanan maçın sonunda  kurayı çeken Luigi Franco Gemma’yı hatırlasam gözüme Bisiklet hırsızlarındaki Bruno Ricci  (Enzo Staiola) gelir. Aynı yoksunluklar içinde, kaçak girdiği statta bir futbol tutkunu ülkeyi katıldığı  iki kupasından birine götüren  kurayı çeken Franco ile , babasının peşinde stattan gelen insanların arasında savrulan Bruno’yu nedense birbirine çok benzetirim.


[1] Fransisco Franco

[2] Pele’nin de diğer tüm Brezilyalılar gibi kaybedilen Uruguay maçında büyük hayal kırıklığı yaşadığını biliyoruz.

[3] Esas sebebin turnuvaya gidecek parayı toplamak için yapılan kumpanyanın istenen sonucu vermediği de söylenilenler arasındadır.

[4] İlk seri penaltı atışları Uluslararası Futbol Birliği Kurulu (IFAB) 27 Haziran 1970’te alınan kararla resmileşmişti. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk kez 30 Eylül 1970’de yeni uygulama hayata geçmişti.( Everton Borussia Mönchengladbach)

[5] Turnuva öncesinde Fernandes ile yaşadığı görüntüler çok konuşulmuştu. Fernandes’in ona karşı tavrı saygısızlık olarak yorumlanmıştı.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir