Orada Olmayan…

Öncesinde de sıklıkla söylediğim gibi hatıraları oluşturan şeyler temelde anlar ve o anlara bağlayan imajlarla ilgili. Hatıralara ulaştığımız da çok kesintisiz bir kronolojiden çizgisel bir akıştan bahsetmemiz mümkün değil. Bu sebeple zihnimizde yer eden olaylar hep belli başlı görüntülerin ve anların tekilliğinde ortaya çıkıyor. Bu anlar ve tabiri caizse bu görüntüler aynı zamanda bir duygusal durumun da izlerini taşıyor.

Dün için sondan başlarsak İspanyolların ikinci golünden sonra ekrana yansıyan, önemsiz görülebilecek kısa bir an, bir görüntü;  bu kupa ile ilgili aklımızda kalacak bir görüntüydü. Ve bana soracak olursanız bu basit enstantane, bu fotoğraf duygusal ve anlamsal çıkarımlar sağlayabileceğimiz yönler barındırıyordu.

Fotoğrafta bir adam eli ceplerinde arka tarafta bir takım İspanyol taraftarları seviniyor, çünkü İspanyollar ikinci golü atmış. Arada göze çarpan bir Cezayir bayrağı. Adamın her iki yanında biri ayakta biri oturan geleneksel kıyafetli (muhtemelen Katarlı ) iki kişi, arka tarafta Costa Rika bayrağını sarmış bir kadın ve bir yeri işaret eden başka bir kadın. Ve  tekrar adama dönelim, fotoğrafı bizim için ilginç kılan, klasik bir dünya kupası tribünündeki normal göreceğimiz bu  çeşitlilik içinde fotoğrafı oldukça dikkat çekici hale getiren adamın üzerinde çubuklu Fenerbahçe forması ve kelimenin tam manasıyla orada olmayışıydı. Belki statta bir yere bakıyor, belki sevinen oyunculara, kimsenin görmediği bir tarafa. Gözleri nereye bakarsan baksan hali ve duruşu onun fotoğraftaki tüm diğer insanlardan ayırıyordu. Orada değildi. Orada değildik.

Milli takım 5 kere Avrupa Şampiyonasına (1996 ,2000, 2008, 2016 ve 2020 yıllarında) katılabildi. Beklenti daha yüksek olsa da Avrupa Şampiyonası’nda daha çok boy gösteren milli takımın dünya kupasına katılımı ise 1954 ve 2002 şampiyonları ile oldu.[1] İlk şampiyonaya katılım ile ikincisi arasında yarım asır var ve en son katıldığımız turnuvanın üzerinden 20 yıl geçmiş. Sadece bu tablo bile orada olmayışımızı göstermeye yetiyor. Futbola çok büyük yatırımların yapıldığı, futbolun bu kadar benimsendiği bir ülke için bu durum elbette çok kötü bir tablo ortaya koyuyor. Futbola dair kuralları bile neredeyse yeni öğrenen Amerika, Canada gibi ülkelerin ulusal takımları ve futbolcu havuzlarına baktığımızda bir asrı geçen bir süredir futbolun hemen her yerde oynandığı / konuşulduğu bir yer için mevcut tablo üzüntü verici.

Turnuvada 0-0 ‘ların sayısı gittikçe artıyor. Takımlar belli bir anlayışla turnuva için zaman kazanmaya çalışıyorlar. Kimse yenilmek istemiyor. Dünkü maçlarda açılışta Hırvatistan ve Fas yenişemedi. Yine de iki takımında oyunu çirkinleştirmediğini söylemek gerekir. Karşılıklı pozisyonlar oldu. Son maçta ise Belçika 1-0 kazandı. Maçı yöneten hakem Janny Sikazwe daha önce Afrika uluslar kupasında Tunus- Mali maçında maçı 85. Dakikada bitirmiş yoğun uyarı ve itirazlar üzerine tekrar sahaya dönmüş ve maçı bu kez 89.dakikada (!) bitirmişti. Bu maçta da rakipten gelen topa ofsayt çalmak(!) , bazı penaltıları görmezden gelmek gibi kararlar verdi. Açıkçası Belçika beklentinin çok altında bir oyun oynarken Canada maçın başlarındaki penaltıyı gole çevirebilse belki de farklı bir skorla oyunu bitirebilirdi.

Turnuvanın diğer bir sürprizi de Almanya Japonya maçında yaşandı. Daha önceki turnuvada çok kısa süre içinde Belçika’ya kök söktüren ve iz bırakan Japon takımı ne kadar inatçı olduğunu gösterdi. Gittikçe eski dönem İngiliz takımlarını anımsatan Almanlar ise öne geçtiği ve ikinci golü bulabileceği maçta son yarım saatte disiplinden ayrılınca önce beraberlik golünü yedi. Sonrada maçın sonlarına doğru Taumo Asana kısa boyuna rağmen inat ve güçle devam ettirdiği pozisyonda iğne deliğinden golü atınca ,tıpkı bir önceki turnuvada Güney Kore karşısında yaşadığı hezimet gibi bir hezimet yaşadı ve maçı kaybederek pazar günü  İspanyollarla oynayacağı maçı ölüm kalım maçına çevirdi. İspanyollar ise genç yetenekleri oturmuş ve ısrarla pasa dayanan oyunlarıyla Avrupa Şampiyonasında bıraktıkları yerden devam ediyorlar .O turnuvada İtalyanlara penaltılarla kaybettikleri oyunun birkaç gömlek üstünde bir oyunla başladılar kupaya.

Tekrar o fotoğrafa dönersek fotoğraftaki adamın hali orada olmayan Adam filminde baş karakter Edi’in söylediği meşhur repliği hatırlattı.O repliği biraz değiştirerek yazalım.

Statta büyük bir boşluktaydım. Stattaydım  ama kimse yoktu. Ben bir hayalettim. Kimseyi görmüyordum; kimse de beni görmüyordu.


[1] 1950’de katılım hakkı kazanıp çeşitli sebeplerle katılamadık.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir