Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen işgal, katliam ve soykırım hareketi bir senedir en yoğun haliyle yaşanıyor. Ancak bu sistemli işgal, bu durdurulamaz hırsızlık ve gaspın süresi neredeyse yüzyıla yaklaşıyor.
Tarih boyunca dışlanan, ötelenen; kutsal metinleri kendi çıkarlarına göre eğip büken, varlığını mağduriyet üzerine kuran bir topluluğun zulmünü izliyoruz. Nüfusunun büyük bir kısmı gerçekten inanmasa bile, kendilerine vadedildiğini iddia ettikleri toprakları talep etmekten vazgeçmeyen bir yapı bu. Öyle ki sadece son beş yıllık süreçte, resmi kayıtlara göre elli bin kişiyi, çoğu kadın ve çocuk olan insanları öldürüp; hastaneleri, okulları, camileri ve kiliseleri bombalayan, hiçbir etik sınırı olmayan bir topluluk bu. “Güneye inin” deyip güneyi bombalayan, çadırları ve mülteci kamplarını hedef alan öte yandan, dünyanın jandarma güçleriyle kukla gibi oynayarak, teknoloji ve kapitalist sistemin gücü ve ajanlarıyla suikastler düzenleyerek, cihazları patlatarak dünyaya ve direnişe karşı korku ve terör oluşturmaya çalışan bir yapı.
Bu, görünen taraf. Aslında bu topluluk bir ileri karakol. Bin yıl önce Kılıçarslan’ın Anadolu’nun içlerinden kovaladığı, altın buzağıya (Ba’al) ve çeşitli iblislere inanmış, nefsiyle ve aklıyla dönüşmüş, esir alınmış bir zihniyetin uzantıları. Bu zihniyet, maddiyatçılığın ve mitracılığın bir kolu olarak yeryüzü cennetinin ve yeryüzü krallığının peşinde, insan sonrası bir dünya hayal eden ve kendilerini Âdem’den üstün gören bir düşüncenin, bir Haçlı hareketinin izlerini taşıyor. Ne bir Kılıç Arslan, ne bir Selahaddin, ne de bir Baybars , ne bir Nureddin var; sadece para ile satın alınmış işbirlikçiler, ya da iktidarı kaybetme korkusuyla hareket edenler var.
Bir avuç insanın tüm varlıklarıyla karşı durduğu, milyarlarca dolarlık silahlarla ve her türlü teknolojiyle donatılmış bir ifritle olan savaşını izliyoruz. Elden birsey gelmiyor demeden elden ne geliyorsa yapmak gerekiyor. Her zaman insanlığın ve Hakk’ın yanında olmak gerekiyor. Ne olursak olalım, insan olmanın turnusoludur bu.
İsrail şeytani, yayılmacı soykırımcı eylemlerini sürdürürken her şeye rağmen, bu felaketin ve şeytan cenderesinin içinde tevekkül ve cesaretle; varoluşlarıyla işgale karşı koyan Gazze Halkı, ve bu mücadeleye dahil olarak o halka dahil olan tüm insanlar tek başına insanlık onurunu temsil etmektedir. Şairin dediği gibi, sonunda o bir avuç insan, Haçlılar gerisin geri döndüğünde, toprağın gerçek sahibi olarak orada olacak. İnancımız ve duamız bunadır.
Ölümsüz Hint İnciri
Ey oğul, yarını hatırla.
Nereye götürüyorsun beni, baba?
Rüzgarın estiği yere, oğlum…
Söyler oğluna bir baba: Korkma.
Korkma kurşunların vızıltısından.
Yapış iyice yere.
Kurtulacaksın ve kuzeydeki bir dağa tırmanacağız
ve geri geleceğiz, dönünce işgalciler uzak diyarlardaki inlerine
Ve hatırla haçlıların, askerleri ayrıldıktan sonra,
Nisan çimenlerince yenilen kalelerini.
(Mahmud Derviş)