ZIDANE’IN KAFASI, ZİDANE’IN MELANKOLİSİ

Futbol da (Leonardo Da Vinci’ye göre resmin olduğu gibi ) cosa mentale’dir.(Zihin işi). İmgelemde ölçülüp biçilir, değerlendirilir. Futbolun büyüleyiciliği zihnimizde yarattığı zafer ve tümgüçlülük düşlemlerinden kaynaklanır” Jean-Philippe Toussaint

Zinedine Zidane henüz bir çocukken onun ne kadar yetenekli olduğu yakınında olanlar tarafından farkedilmişti. Bu yeteneği O’nun önce Cannes’ta keşfedilmesine sonrada Bordeux’a transfer edilmesine olanak sağladı.

Bu aşamadan sonra Juventus’a transfer olduğunda çoğu kişi için henüz yıldız seviyesinde sayılmıyordu. Başarılı Juventus macerası O’nun astronomik bir transferle Real Madrid’e geçmesine olanak sağladı.

Real Madrid günlerinde oynadığı göz kamaştırıcı futbol beraberinde bir çok başarıyı getirdi Bugünlerden belki de akılda en çok kalan an 15 Mayıs 2012 Şampiyonlar Ligİ finalinde Bayer Leverkusen’e attığı olağanüstü gol olmuştu. Real Madrid maçı 2-1 kazanarak kupayı müzesine götürmüştü. Kulüp kariyerindeki bu başarılar milli takıma da yansımıştı.1998’de kupayı getiren golleri atarken 2000 Avrupa Şampiyonası’nda da değerli kadronun en değerli oyuncusuydu.1998’de attığı kafa golleri ile kupayı getiren bu futbol sanatçısı bir başka kafa ile kariyerinin sonunda kendinden söz ettirecekti.

Adeta küllerinden doğmuşçasına oynadığı bir turnuvanın  final maçında Materazzi’nin tahrikine karşılık vererek onu kafası ile yere serdi. Kırmızı kart görüp oyun dışı kalmıştı ve maçı İtalyanlar penaltı atışlarıyla kazanıp 2006 Dünya Kupası’nın sahibi oldular.Zidane’ın bu kafası bir heykele konu oldu. Centre Pompidou Modren Sanatlar Müzesi bu kafayı bir heykel haline getirdi. Hatta bu heykel daha sonra Katar’a taşındı.

Bir futbol sanatçısı olarak Zidane’ın kariyeri kafasıyla belirlendi adeta. Saha içinde hiç kimsede görülmeyen muhteşem oyun kafası (aklı), 1998 yılında kafasıyla attığı goller ve son olarak 2006’da Materazzi’ye attığı kafa. Zidane’in Melankolisi kitabı işte bu son hadisenin olduğu anla ilgileniyor. Esasında kitap yazarın futbol ile ve dünya kupalarıyla ilgili hisleri ve anılarını aktardığı denemelerden oluşuyor.

O kafanın sonsuz deneme içinde hiç bir zaman Materazziye ulaşamadığından ve melankolinin kaynağının da esasında bu noktada başladığından bahsediyor.

Zidane hiçbir şey düşünmeden Berlin göğüne bakıyordu, üstünde mavimtırak yansımalı, külrengi bulutlar gezinen ak bir gök, şu Flaman resimlerindeki uçsuz bucaksız ve değişken, rüzgarlı göklerden biri, 9 Temmuz 2006 gecesi Zidane Olimpiyat Stadı’nın üstündeki Berlin göğüne bakıyordu ve Dünya Kupası’nın final akşamında, orada, yalnızca orada, Berlin Olimpiyat Stadı’nda olmanın verdiği duyguyu yaşıyordu dokunaklı bir yoğunlukla.”

Daha önce Fotoğraf Makinesi, Banyo, Mösyö gibi kitaplarıyla tanınan Jean-Philippe Toussaint bu anlatısında futbolu zaman çocukluk anıları ve imgelemeleriyle birleştiriyor ve sonuçta ortaya Zidane’in güçlü karakteri ve büyük oyunculuğuna uyumlu ve şahsına münhasır haline benzeyen özgün bir kitap çıkıyor ortaya .

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir