Vengo Roman bir ailenin kan davası ve intikam öyküsünü etrafında gelişen durumları ve çarpıcı bir sonu ele alıyor. Cezayir doğumlu Fransız yönetmen Tony Gatlif’in diğer filmlerinde de olduğu gibi bu yapımda da yönetmen Roman insanları ve hayatlarına çeviriyor kamerasını. Yönetmenin kendi annesi de Roman kökenli olduğundan bu kültüre oldukça hakim ve karikatürleştirmeden, ötekileştirmeden Roman insanlarının yaşam tarzları, aile bağları ve sosyo-kültürel durumlarını tasvir ediyor; bilgilendirici ve hoş bir anlatı sunuyor. Aynı zamanda film müzikleriyle ön plana çıkarak Endülüs Bölgesi müziklerini bize ulaştırıyor.
Endülüs’ün bir kasabasında işlenen cinayet üzerine iki aileyi birbirine düşüren bir kan davası etrafında dönen hikayede İşlenen cinayetin faili olan Caco’nun kardeşi, cinayet işledikten sonra Fas’a kaçıp zihinsel engeli olan oğlu Diego’yu ağabeyi Caco’ya emanet etmiştir. Caco’nun Diego’yu bir baba içgüdüsüyle sahiplenir ve emanet olarak gördüğü yeğenini korur. Onun eğlenmesi gülmesi için elinden geleni yapar. Diego babası tarafından bir noktada terkedilmiştir ve engelli hali bu terk edilişi daha zor kılmaktadır. Caco’nun Diego karşısındaki tavrı kalbimizi yumuşatır, aile ve emanet kavramları üzerine düşünmemizi sağlar.

Esasında Caco’da bir geride kalandır. Caco’nun geçmişte kızını kaybetmesi ve neredeyse çoğu zamanını kızının kilisede ki kabri yanında geçirmesi, içli içli ağlamasına rağmen dik durmaya çalışması onu bir karakter olarak en hüzünlüler arasına yerleştirir ve arka fonda çalan hüzünlü müziklerin etkisiyle film unutulmaz bir drama sunar. Onurlu, güçlü ve dürüst bir adam olan Caco’nun kızının ölümüyle içinde oluşan boşluğu yeğeni Diego ile kapatmaya çalışması ve onu kendi evladıymışçasına sevgi ve ilgi vermesi, eserin en can alıcı noktalarından biridir.
Husumetli ailenin fertleri Caco’ya intikam için kardeşini ele vermesi gerektiğini söylese de Caco’nun pes etmemesi ve bu kültürde aile bağının bu denli kıymetli ve güçlü olduğunu göstermesi çok önemlidir. Endülüs’ün birçok medeniyete, millete ve inanca sahip olmasına rağmen hiçbir topluluğun asimile olmaması, kendi dinlerini, örf ve adetlerini ve eğlencelerini hala özgürce yaşamaları da oldukça ilgi çekicidir. Bir yandan Arap bir bedevinin kendi meşrebince söylediğine bir Roman’ın kendi müziğiyle eşlik etmesi bu mozaiği görünür kılmaktadır. Kan davası Avrupa’da çok alışık olduğumuz bir durum gibi gözükmese de ailenin kabilenimn hala güçlü olduğu güney bölgelerde ve buradaki topluluklar içinde (İspanya ve İtalya da özellikle) sıklıkla rastlanabilecek bir olgudur. Diğer yandan Caco’nun hiçbir zaman intikam yanlısı olmamasına rağmen bu kültürün içinde bulunup aile reisi olmasından dolayı kendisini bu durumdan kurtaramaması ve ailesi uğruna kendini feda edebilmesi Endülüs Roman’larının kültüründe ailenin ve akraba ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu kanıtlar gibidir.
Caco hikayede bir noktada başkalarının günahını vebalini yüklenen kişi, bir kurbandır. Kardeşinin cürmü sonrasında yeğeniyle kendisi ilgilenmektedir, onunla kaybettiği kızının yerini doldurmaya çalışmaktadır. Öte yandan düşman ailenin kardeşine ulaşamayıp nihayet bedel olarak yeğenini öldürebileceklerini öğrendiğinde önce barış yoluyla bu işi çözmeye çalışır son bir gayret ile.Bunun mümkün olmadığını anladığında ise kendini feda etme yolunu seçmiştir. O kardeşinin günahına karşılık yeğenin bedeli olarak katillerin önüne çıkarır kendini ve kurban eder.

Vengo filmi bir müzik filmidir aynı zamanda[1]. Film Endülüs müziğinin barındırdığı çeşitliliği hüznü ve neşeyi, ritmi ve yitirmeyi aynı anda anlatan şarkılardaki gibi bir tat bırakır izleyicide.
[1] Filmde Kudsi Ergüner’i ve Ahmet Al Tuni’nin de icralarını görürüz.