Yürüyen bir adamın görüntüsüyle başlıyor belleğimdeki yürüyüşüm.Bu yürüyen adam ilk adımlarını atan küçük bir adam .Benden kaçmak istercesine küçük adımlarla hızlanıyor önümden düşüyor kalkıyor düşüyor ve kalkıyor. Ben durunca oda duruyor. Bana bakıyor gülümsüyor, hayatın ilk adımları, oyununa beni de davet ediyor, bende düşmesinden endişe ederek onu bir çerçeveye almaya çalışıyorum. Işıkla, dijital bir ışıkla görüntüsünü kaydediyorum.
Yürüyüşler hafızamda akıyor. Bir adam bu kez doksan yaşının üstünde tüm heybetiyle ve yaşına göre hızlıca geçiveriyor sokağın arasından. Uzaktan görüyorum ve o on adımlık geçiş yolunda, onu uzaktan gördüğüm o on adımlık geçişiyle ilgili detayları hatırlıyorum, ceketini ve ışıkla kaydedemesem de yüzünden yayılan o ışığı hatırlıyorum.
Ve bir adam. Gittikçe aynaya baktığımda daha çok görür gibi olduğum o güzel adam, babam. Bir kapıyı kilitliyor, beyaz gömleği ve gülümsemesiyle yavaş adımlarla avluda bana doğru yaklaşıyor. Bir şey diyecek diye beklerken uyanıyorum.
Kendi yürüyüşlerim geliyor aklıma. Ağustos sonunda asfalt üzerinde ölmüş benekli bir yılanın yanı başından geçerken görüyorum kendimi. Bir gece sabaha karşı sahilinde Üsküdar’ın, kayalara vurmuş ve yatmış bir geminin yanından yavaş yavaş yürürken ki halimi hatırlıyorum. Bir çocukluk öğleninde karataşlı sokaklarda o zaman uzak saydığım okuluma yürürken görüyorum kendimi, başıboş birkaç köpeği ve viyaklayan kazları görüyorum peşime takılan. Ve her kırbaç şakladığında; yaralanmış, biraz da kurtlanmış yarası daha bir parıldayan delirtilmiş atları, arabaları ve tekerleri zıplatacak şekilde dörtnala koşarken görüyorum ve o arabalara tutunan çocukları.
Ne zaman yürümeyi düşünsen zihnimde meşhur Endülüs Ezgisi akar
“O salına salına yürümeye başladığı zaman
Onun güzelliği bizi bizden aldı
Bu sey bizi bir anda esir aldı
Eğilmekte olan bir dalın nezaketi gibi
*** ***
Uzakta, doğada yalnız başına yürüyen birini düşünün. Soğukta karların içinde, yada sıcak bir haziran ayında. Tıpkı şiirdeki gibi [1]
Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim,
Ayaklarımın altında nemli, serin kırlar;
Başakları devşirip otları ezeceğim,
Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar.
Yürümek, adımlamak. Ne kadar uzun olursa olsun cezamız, koridorlar kısa olmasın. Neden biliyor msuun ? Çünkü yürürken insan unutur herşeyi?
Kim diyordu bunu, beki hatırlayan biri çıkar.
İmgelemde, daha doğrusu zamanın bir yerinde, sıcak bir Urfa öğleden sonrasında yürüdüğümü hatırlıyorum. Bir taş düşmeyi becerememiş. Ve Ramazan günlerindeyiz. Orucun uzun, uykunun ve yemeğin kısa olduğu günlerde. Belki de unutmak için yürüyorum.
Yürümek insanı nereye götürüyor? Bir hedef, ulaşılacak bir menzil var mıdır? Evvel Refik Badel Tarik.. İnsanın gideceği yollar türlü türlüdür ,örümcek damarlar gibi dağılmış ,fakat ana bir damar vardır, ana bir yol,.. Fuad’a, kalbin kapısına ulaşmak için ,doğru bir yol vardır ve günde bir çok kez o yola ulaşabilmeyi dileriz.
Yürümek insanı nereye götürür? “Bunu bilip de nereye gidiyorsun”[2]
Varacağım yer belli iken nereye gidebilirim.
Bu bir yürüyüşün ilk adımları olsun. Bakalım bu yürüyüş, bu patika bizi nereye çıkaracak.
Dipnotlar:
[1] Sensation : Rimbaund
[2] Tekvir :26