Zavar, Çocuk ve Keklik

Zavar Keklik ve Çocuk gösterdiğinin ötesindekini sezdiren filmlerden/anlatılardan. Kısa süresine belgesel formatına rağmen aslında bir çok bilindik öyküyü de refere ediyor ve bu sayede gerçekliğiyle ilgili katmanlı bir yapı ve kendi içinde oldukça ilgi çekici bir hal alıyor.Bu belgesel film Afganistan’ın kuzeyinde bir dağ köyünde Çahardehte geçiyor Hindukuşların tepesindeki dağ köyünde 60lı yaşlarındaki Zavar ve 9 yaşındaki yeğeni Razakın yaşamı üzerinden Afgan geleneklerini ve günlük yaşam pratiklerini izliyoruz.

Bu her yerden uzak yer, modern dünyanın ve insanların sahip olmadığımı bir şeyi insanlara veriyor. Yokluklardan doğan geniş bir öznel zamanı. Bunu Rezzak’ın 20 yaşındaki kuzeninin çok sevdiği güvercin ve köpeklerle olan uğraşından Zavar’ın kekliklerle olan yoğun uzun ilişkisinden ve başka başka örneklerden anlayabiliyoruz.

Ölümlü olduğumuzu unutturma ideolojisi etrafında şekillenen düşüncelerin zamanı inkar eder, bu düşünce temelde  insanı  kişisel zamanın ötesinde lineer bir akış içine yerleştirirken,  bu köydeki durum zamanı görünür hale getirmektedir. Görünür ve çağdaşın gerisinde. Zaman farklı ilerler, buradaki insanlar zamanın içinde kendileri için inşa ettikleri bir yerde durmaktadırlar. Yaşlı adam (ulu bilge içi ) genç çocuk ikilisi birçok kurgusal anlatıda da gördüğümüz, karşımıza çıkan bir motiftir. Benzer şekilde bir şekilde yalnızlaşmış karakterlerin (Paramparça Aşklar Köpekler, Sivas , Kes gibi filmler ) bir hayvanla kurduğu ilişki üzerinden kimliğini/kişiliğini inşa süreci de oldukça  bilindik ve psikolojik açıdan ilgi çekici açılımlara izin veren bir detaydır. Film daha başlangıçtan bu iki güçlü öğeyi anlatı içinde ve oldukça doğal bir halde taşıyarak izleyiciyi içinde çekmektedir.

Filmi izlerken arka planda anlatılmayan yaşanmışlıkları da satır aralarından ve işaretlerden çekebiliyoruz. Muhtemelen kendisi de Afganistan’ın son yarım asırda yaşadığı savaş ve yıkıma şahit olmuş Zavar’ın yine savaşta hayatını babasını kaybetmiş bir çocuğa; yeğeni Rezzak’a hayata dair rehberlik edişini görüyoruz. Kadınlar için inanılmaz derecede zorluklar barındıran coğrafya aslında çocuklar ve erkekler içinde oldukça büyük zorluklar barındırıyor ve yönetmen anlatıda tuttuğu yolla izleyiciye farklı bir perspektifle bu zorlukları da gösteriyor. 

Zorlu Afgan coğrafyasında gerek sosyolojik açmazlar gerekse gündelik pratiklere dair kıyıcı zorluklar çocukluğu kısa sürede sonlandırarak hayatın gerçeklerine ve zorunlu kabul edilen katılığa insanları alıştırmanın bir yöntemi belki de. Yukarıda da değindiğimiz gibi benzer anlatılarda, önceki örneklerde rastladığımız gibi bir hayvanın sahiplenilmesi, onun vahşi doğasından alınarak bakılması ve nihayetinde bu hayvanın oldukça acımasız olan dövüşlere çıkarılması alıştırmanın aşamaları gibi.

Hayvana bir kimlik üzerinden aktarılan sevgi ve bu sevginin sonrasında hayvanın sahibine ait bir benlik uzantısı olarak dövüştürülmesi. Bu kavganın sonunda muhtemelen sevgiyle baktığın ve kendinle ilgili bir çabanın/özelliğin dışa vurumu olarak gördüğün -ama nesneleştirdiğin canlının- dramatik kaybı ile yüzleşmen, bir katılaşma pratiği olarak bu o coğrafyada büyümenin ve hazır olmanın bir simülasyonunu oluşturuyor bir bakıma.

Diğer açıdan da tüm kayıplara karşın hayatın içinde var olan sevinçlerle ilgili bir arayışı var ortada. Geniş öznel zamanın ve yoklukların/acıların dayattığı varoluş boşluğuna karrşı bir avunma. Hayatın tüm zorluklarına ve kayıplarına karşın,  “her şeye” ortaya çıkan istekler ve yaşama gücünü bulabilmek devam edebilmek için sığınılan sevinçler var. Film bu sevinçleri de gösteriyor izleyicisine.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir