Zaferin Rengi eli yüzü düzgün, meramını net bir şekilde anlatan temiz bir film. Üstelik anlattığı hikaye uzun zamandır anlatılması beklenen bir hikaye idi. Film Fenerbahçe’nin ülkenin işgalden kurtuluşu döneminde üstlendiği büyük sorumluluğu ve görevi anlatıyor.
Film harplerden ve büyük sıkıntılardan bizar olmuş işgal altındaki bir halka, Esir şehrin insanlarına, İstanbul halkına yeniden umut aşılayanların hikâyesi. Milli mücadele de Anadolu’ya geçmesi gereken silah ve cephane için deniz kıyısındaki binasını, depo ve sevkiyat iskelesi olarak kullanan Fenerbahçe’nin onurlu mazisinin bir bölümüne götürüyor bizi.
Fenerbahçe’nin kuruluş belgesinde “”Beden ve fikir eğitimini yaygınlaştırmak, vatan gençlerini hayat mücadelesine, sıkıntılara ve askeri seferlere (savaşmaya) alıştırmak” yazmaktadır. Film Fenerbahçe üzerinden bir neslin, bağımsızlık ve erdemli olmayı zalime ve işgale karşı durabilmeyi anlatıyor.
Fenerbahçe 1918-1923 yılları arasında işgal kuvvetleriyle oynadığı 50 küsur maçın birçoğunu kazanırken diğer yandan Fenerbahçe’nin sembol isimlerinin Galip Kulaksızoğlu gibi gazilerin Posta ve Telgraf umum müdürlüğü yapan, telgraf sisteminde önemli katkıları olan Fenerbahçe Başkanlarından Bosnalı Sabri gibi, Şehit Arif Bey gibi isimlerin bu dönemdeki onurlu hikayesini izliyoruz.

İngilizler Kurtuluş Savaşı ve milli mücadele sonucunda gitmek zorunda kaldıklarında ise Generali Harington, yaşadıkları hezimeti içine sindiremez ve gitmeden Fenerbahçe ile son bir müsabaka yapılmasını ister. Müsabakanın kazananı Harington Kupası’nın sahibi olacaktır. İngiliz takımı Gardlar Karması denen farklı bölgelerdeki garnizonlardan takviye edilmiş güçlü bir takımla müsabakaya katılırken, Fenerbahçe ise her zamanki kadrosuyla sahaya çıkar. Film finaliyle bizi bu maça ulaştırırken, futbolun çok ötesinde anlamları içeren alt metniyle bir mücadele hikayesi anlatıyor ve tam da Lozan görüşmelerinin yapıldığı dönemde Fenerbahçe’nin İngilizleri mucitleri oldukları oyunda alt etmesini, Zafer’i izletiyor.
Film göz dolduran oyunculukları ve özenle hazırlığı yapılmış dönem ve karakter çalışmasıyla ön plana çıkarken Fenerbahçe’nin mücadelesini sadece sahada değil saha dışında da yaptığını gösteriyor ve Özbekler tekkesi ile birlikte özellikle Anadolu’ya silah kaçırılması, lojistik ve haberleşme gibi konulardaki mücadeleyi gözler önüne seriyor.
Bu noktada filmi sinemada izlerken yıllar önce yenileme sürecinde ziyaret ettiğim Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi ile ilgili düşünceler beni biraz eskiye götürüyor ve farklı bir çağrışıma sebep oluyor. Kudüs’te yer alan Özbekler Tekkesi’ni ve tekkenin Piri Abdulaziz Buhari’yi[1] hatırlıyorum. TRT’de sanırım “Üsküdar’a Gider İken’i söylüyor biraz kırık bir Türkçeyle. Orada ilk haberim oluyor bu tekkeden ve İstanbul ile olan bağından.
Özbekler Tekkesi Eski Kudüs’te Harem-i Şerif’e komşu bu Tekke, üzerindeki Osmanlı tuğrası ve içinde sakladığı 400 yıllık el yazmalarıyla bir kültür mirası. İstanbul’daki ile aralarında kan bağ olan bu tekke Osmanlının Kudüs’e yaptırdığı bir tekke. Abdulaziz Buhari İmam Buhari’nin soyundan geliyor ve 400 yılı aşkın bir zamandır orada olan aileyi ve değerleri temsil ediyor.
Kim bilir bu işgal ve soykırım günlerinde ne haldeler diye düşünüyorum.

Filme dönecek olursak sadece Fenerbahçelilerin değil, herkesin sahip çıkması gereken bu mücadele zamanın ruhunu o neslin kahramanlığını ve rengini taşıyor. Tıpkı İstanbul’da ve Kudüs’teki Özbekler tekkesi gibi; insan hakikatinin gereğini , yani zulme ve sömürüye karşı olmanın rengini taşıyor.
Filme emek verenler sağolsun. ‘Zaferin Rengi’ni seyredin.
Notlar:
[1] Vefat etmiş olan Buhari ile ilgili bir yazı:https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/kuduste-bir-vefat-22596