“Burtonist” Tarzın Olgunlaşması ve Hollywood’da Yükseliş

Burton filmografisini bazı kaynaklar ilk yılları ve gelişimi olarak ele almıştır. Erken dönem yıllarında daha bağımsız ve ekonomik olarak kaynak arayışındayken Disney ile beraber çalışması, ne kadar ekonomik olarak rahat etmesine ve eserlerin dağıtımına yardımcı olsa da Disney ile çatışmasına da zaman zaman sebep olmuştur. Fakat bu durum eserlerin özgünlüğüne ve de estetiğine zarar verilmeemiş yönetmen bunları koruyabilmiştir. 

Gelişim dönemi başlangıcında “Ed Wood” filmi sayılabilir, fakat filmin başkarakteri olan ve dünyanın en kötü yönetmeni olarak görülen, B Movie yönetmeni Ed Wood, Tim Burton’a biraz uğursuz gelmiş diyebiliriz. Yine başrolünde Johnny Depp’in bulunduğu film küçük ölçekli bir gişede büyük bir mağduriyet yaşasa da, dönemin eleştirmenleri tarafından büyük bir ilgiyle bahsedilmiştir.  Aslında Ed Wood tıpkı Burton’ın gençliğinde çektiği düşük bütçeli bilim kurgu ve korku filmlerine saygı duruşu niteliğinde görülmüş, gişedeki yenilgi yine de karizmasının yükselişine zarar verememiştir.

2003 yılına gelindiğinde, Burton “Big Fish” isimli filmi yönetmek için setlere geri döner, film aynı isimli romanından gelmektedir. Eser, masallarla yaşayan ve hikâyelerini ne kadar inandırıcı gelmese de bulunduğu her ortamda, toplulukta anlatmaktan çekinmeyen bir babanın, oğlu ile olan ilişkisini ve bu iletişimin masalların gerçekliğine dair şüpheyle giderek sekteye uğramasını aktarmaktadır. Senaryosu John August tarafından yazılan ve Daniel Wallace’ın Big Fish (Büyük Balık) isimli romanından esinlenen yapım bizlere, masal ve gerçeklik arasında küçük bir kapı aralar. Tim Burton’ın elinden çıkan bu eser, Burton’ın gotik yâda capcanlı atmosferlere sahip (Alice’s Wonderland, Charlie’s Chocolate Factory, Edward Scissorhands) yapımlarına oranla daha az karnavalesktir. Daha sade görüntüler içeren ama hikâyesiyle yine diğerleri gibi farklı ve renkli bir çizgi ortaya koyan film dört ayrı dalda Altın Küre’ye aday olurken aynı zamanda müzikleri ile Oscar’a aday olmuştur. 

Belki de akıllarda kazınan en ihtişamlı filmlerinden biri “Charlie’s Chocolate Factory” (Charlie’nin Çikolata Fabrikası) olmuştu. Konusu ve olay örgüsü Ronald Dahl’ın aynı isimli romanına sadık kalınarak işlendiğinden, izleyici kitlesi tarafından daha farklı ve ilgiyle benimsenmiştir. Yine başrollerinde Johnny Depp’in olduğu film, replikleri, ihtişamlı kostümleri ve özenli dekorlarıyla izleyenlerin aklına kazınmıştır. 

Sonrasında gelen “Corpse Bride” (Ölü Gelin) filmi Burton’ın ilk uzun metrajlı stop-motion filmidir. Burton bu filmde, ışık ve karanlık arasındaki karmaşık etkileşim ve uzlaşmaz iki dünya arasında kalma gibi tanıdık stillerini yeniden kullanabilmiştir.

Film, Viktorya Dönemi İngiltere’sinde siyah-gri-beyaz tonların hâkim olduğu küçük bir kasabada geçer. Aristokrat sınıfına mensup diyebileceğimiz fakat elinde avucunda bir şey kalmamış Everglot’ların kızı Victoria ile henüz yeni yeni paraya kavuşan sonradan görme fakat uysal bir aile olan Van Dort’ların oğlu Victor’un evlilik arifesi ve bu süreç içerisinde Victor’un kaza sonucu bir ölü ile evlenmesi anlatılır.  Film boyunca iki farklı dünya ortaya çıkaran Burton, ölüler dünyası ve yaşayanların dünyası olarak bizi iki dünya arasında bırakır. Ölüler diyarı, Victor’un yaşadığı kasabaya nazaran samimi, renkli ve içtendir. Tim Burton bunu bize renkler, simalar ve diyaloglarla da kanıtlamıştır. Söylenen şarkılar daha canlı ve eğlenceli; ölüler ise ölü olmaları ve soluk benizlerine rağmen bir o kadar canlı ve yaşam enerjisiyle doludurlar. Burton’ın altını çizdiğim karşıtlıklara olan yatkınlığı, güçlü bir anlatı ortaya çıkmıştır.

Film olay örgüsü bakımından hızlı gelişen bir yapıya sahip olsa da bu izleyici için rahatsız eden bir durum değildir. Aksine izleyiciyi sıkmadan fakat hızlı da olmayan bir tempoyla öykü ilmek ilmek işlenmiştir. Animasyonun seslendirilmesinde Tim Burton’un iki favori oyuncusu olan Johnny Depp ve Helena Bonham Carter’ın yanı sıra Emily Watson da rol almıştır. Yapımında büyük bir emek barındıran film aynı zamanda müzikleriyle de ön plana çıkmaktadır. Devamında yine aynı hissiyatı uyandıran “Dark Shadows” (Karanlık Gölgeler) 1970’li yıllarda yayımlanan gotik pembe dizinin ileri bir versiyonu olarak görülmüştür. Başrollerinde bir kez daha Johnny Depp ve Helena Bonham Carter yer alır  Film eleştirmenlerden karışık eleştiriler almıştır; bazıları filmin melodramatik bir pembe dizinin uyarlaması olarak görsel açıdan çekici ve uygun bir gotik komedi olduğunu düşünürken, diğerleri filmin çok gevşek bir konusu olduğunu, özellikle mizahi olmadığını ve Burton ile Depp’in ortak çabalarının yıprandığını düşünmektedir.

2010 yılına geldiğinde Lewis Carroll’un çok okunan romanı “Alice in Wonderland” (Alice Harikalar Diyarında) vizyona girdi. Oldukça yoğun ve zorlu bir yapım süreci birbirini kovaladı, hem Birleşik Krallık’ta hem de ABD’de süren çekim; kullanılan özel efektler, kostümler ve dekor gibi unsurlardan ötürü oldukça zorlu ve meşakkatli geçti. Filmde yine Johnny Depp ve Helena Bonham Carter renkli ve soğuk, birbirine zıt karakter olarak tasarlanmıştır fakat birbirleri arasındaki uyum, olay örgüsüyle beraber çok önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Filmin müzikleri Danny Elfman’a aitti, nitekim Burton alışılmış isimlerin ve temaların eserlerinde daha verimli olduğunu düşünüyordu.

1994-2010 yılları arasındaki bu filmler yönetmenin kendi üslub ve tavrını kabul ettirdiği ve özellikle Karanlık Gölgeler filminde bazı eleştirmenler tarafından tekrar ve yıpranma olarak değerlendirilen bir tutarlılık gösterdiği gözükmektedir. Burton bu dönemde kendi kariyeri için önemli başarılar kazanmıştır. Aynı zamanda yapımcılık faaliyetlerine de devam etmiş, fakat eserlerine olan ilgisini bu yoğun işlerinde dahi aksatmamıştır. Erken dönem filmleri ve Burtonist tarzın ortaya çıkışı  filmleri dönemsel olarak ayırdığımız iki alanken iki dönemde de bu yazıya esas gerekçeyi oluşturan,  filmleri değerlendirebileceğimiz bir diğer yön ise Burton sinemasının bağımsız sinemaya bakan yönüdür. 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir