Persepolis: Devrim ile Üç Kuşak

Hürriyet kavramı, insanlığın en başından beri milletler için en önemli konu olmuş, modern dünya ile bu konu problem olmaktan çıksa da da günümüzde bazı coğrafyalarda halen devam eden bir sorun olarak duruyor. Özellikle kadınlar için zorlayıcı bu süreç kişisel haklara, yaşam tarzına bir dayatma bir çeşit esaret olabiliyor.  

Batı Asya coğrafyası tarih boyunca birçok büyük savaşa, tahribata ve devrime şahit olmuştur. Özellikle bu coğrafyanın kadim ülkesi İran’ı düşünürsek ülkede aynı zamanda iç çatışmalarında sürekliliğine şahit olmaktayız. Bu olayları düşününde Şah Devrimi, İran-Irak Savaşı ve akabinde İslam Cumhuriyeti’nin kurulması akla ilkbaşta gelir. Bu olgular gerçekleşirken gerek ekonomik gerek sosyolojik olmak üzere ülke nüfusunu derinden sarsacak birçok problem baş göstermiştir.

Marjane Satrape’nin aynı isimli otobiyografik çizgi romanından uyarlanan Persepolis; İranlı bir kız çocuğunun olgunlaşma serüvenini, bu politik ortamda gelişimini bizlere tüm etkileriyle beraber teşhir eder. Yönetmenliğini Vincent Paronnaud ve senaryo sahibi Marjane Satrape’nin yaptığı film, hikayesiyle aynı hissiyatı bırakan kontrastı ile beraber oldukça etkileyici bir çizgi animasyon ortaya koyar. Yönetmen , hikaye boyunca üç kuşağı baz alarak rejimler ve rejimleri tamamlayan devrimlerle beraber sosyal hayata satirik bir yorum katılmış; yönetim, hürriyet, din ve politika kavramları ile beraber bu meyus durumu irdelemeye çalışmıştır. 

İnsan hayat kavgasında tutunacak, ona yardım eli uzatacak nitelikli/niteliksiz birçok fikir/cisim/kişi arar. Din ( İnanç ) bu kavramlardan biri olarak tarih boyunca insan için hayatını idame ederken yardımcı olacak en iyi rehber, mental olarak en güçlü sığınak olmuştur. Ortaçağ’da kilisenin Endüljans faaliyetleri gibi, MS 1100’lü yıllarda süregelen Hasan Sabbah ve Haşhaşi’leri gibi zaman zaman insanın dine verdiği önem suistimal edilmiş, sömürülmüş ve günümüze kadar gelerek bu durum kitle manipülasyonlarına yol açmıştır. 

Dinin bütünleştirici özelliği, kitleleri yönetme gücünü de elinde taşır, Persepolis’de de seyrettiğimiz gibi din/devlet adamları, görevlileri; kendi çıkarları uğruna bir milleti sömürmüş ve rejim baskısıyla özgürlüklerine müdahale etmişlerdir.  Bizi hayatta tutan manevi değerlerin tahribatı ve manipülatif bir materyal olarak kullanımı, bu değerlere yapılan en büyük zararı vermektedir.

Tarih daima tekerrür eder ve bir Şaman öğretisine göre ‘Ders, sen öğrenene kadar devam eder.’ 

Şah Devriminin akabinde halkın dersini çıkarmadığı ve aksine büyük bir çoğunlukla derse daha ağır tabii tutularak Radikal İslam Cumhuriyeti ortaya çıkması bu alıntıları destekler niteliktedir. Hikaye boyunca Marjane kayıplar ve zorlu süreçler atlatır ve bu zorlu olgular silsilesi süresince yılmadan hayata devam etmesi, günümüz İran kadınlarının direnişine dair bir projeksiyon işlevi görür. Şah Rejiminin yıkılmasıyla beraber gelen Cumhuriyet aslında bildiğimiz Laik Cumhuriyet gibi değildir, halk epey zorlu günler geçirir.

Marjane ve ailesi Avrupai yaşam tarzı ve eğitimli kimliğiyle ortaya çıkar. Marjane ve hayatındaki en önemli iki rol model olan anne ve büyükanne; onun karakterinin oluşması ve hayatını sürerken yol arkadaşı olması, kaderine karşı en büyük iyiliktir. Bu baskıcı ve güdümleyici yönetim altında bu iki anaç rol model; kadın kimliği, hürriyeti, feminizm ve eşitlik hakkında Marjane rehber olurlar ve Marjane’de modern kadın çizgisinin oluşmasına yardımcı olurlar. 

Satrape animasyon boyunca kişiliğiyle İran ile kendi arasında bir ayna işlevi görür. Marjane Viyana’da geçirdiği zamanlarda kendi içinde yaşadığı kimlik bunalımı, adaptasyon sorunu, kabullenememe ve buhran gibi durumların aynısını ülkesi İran’ın da yaşadığının farkındadır. Marjane Avrupa ve İran arasında bir yabancılaşma yaşar ve iki yaka içinde yabancı olur, tıpkı İran’ın zamanla kendine yabancılaşması gibi…

Film, finalinde gerçekleşen son Avrupa yolculuğuyla kontrastından uzaklaşarak renkli görünümüne kavuşur. Aslında Marjane’in istediği yaşam Avrupailik yada Batı yaşam tarzı değil, yaşadığı medeniyette ikinci sınıf muamelesi ile kaşılaşmaksızın özgür bir vatandaş olarak hayatını idame ettirmek. Herhangi bir dayatılmaya karşı koymak zorunda kalmadan, dilediğince baskısız bir hayat sürdürmektir…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir