Söyleşi: Meltem Terzioğlu

  • Sizi tanıyabilir miyiz?

Öncelikle merhabalar, her ne kadar ismimi başlıkta okuyacak olsanız da ben yine de kendimi tanıtmak isterim. Bazı şeylere temelden başlamak gerek. Ben Meltem Terzioğlu. Gördüğünüz üzere detayların içinde boğulmayı, açıklama yapmayı ve iletişimi çok seviyorum. Gözlerimi 1992 yılında İzmir’de açtım, keza Erasmus süreci dışında üniversite yıllarım da burada geçti. Ege Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra kendi işimi yapamadığım için birçok farklı işte çalıştım. En nihayetinde 2020 yılında arkeolog olarak atanarak kamu sektöründe mesleğimi icra etmeye başladım. Bir yandan da kendi alanımda yüksek lisans yapıp eğitimime devam ediyorum. Edebiyat nerede diye soracak olursanız o hep hayatımda vardı, var olacak.

  • Sinema ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin bir izleyici olarak sevdiğiniz filmler hangileri, yönetmenler kimler?

Sinema konusunda kendi halinde bir izleyici olduğumu söyleyebilirim. Tabii ki izlediğim filmlerde ince detayları yakalamayı seviyorum, sanırım beni düşündüren filmler daha çok dikkatimi çekiyor. Ayrıca filmlerin edebiyat yönümü ve hayal gücümü beslediğini düşünüyorum. Bir de filmlerin gerçek hayat üstünden uyarlanması beni etkileyen bir başka unsur oluyor. Buna örnek olarak 2010 yapımı Temple Grandin filmini söyleyebilirim. Bir diğer örnekse 1980 yapımı Fil Adam isimli film. Aslında tıpkı kaleme aldığım öyküler gibi ötekileştirilen insanları konu alan filmler daha çok ilgimi çekiyor sanırım. Yönetmenlerden Ferzan Özpetek’i sevdiğimi söyleyebilirim. Karşı Pencere, Serseri Mayınlar sayacağım filmleri arasında. Bir de Fatih Akın var. 2019 yapımı Altın Eldiven filmi beni çok etkilemişti ki bu film de gerçek hayattan uyarlanmış olan bir çalışmaydı. Norveç’li yönetmen Eskil Vogt’in deneysel nitelikteki dram türü olan 2014 yapımı Körlük adlı filmini de bu listeye dahil edebilirim.

  • Bir okur olarak Edebiyatla ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar)

Edebiyatla, kitaplarla ilişkim her zaman iyi oldu. Klasik bir cevap belki ama bunu ilk olarak ortaokul dönemlerinde Türkçe dersine duyduğum ilgiyle keşfettim. Kazanmak mühim değildi, kompozisyon ve şiir yarışmalarının hiçbirini es geçmezdim. Yazmayı o zamanlar da çok seviyordum. Fakat ileride okuyucu kimliğimle beraber yazarlık kimliği kazanacağımı hiçbir zaman düşünmemiştim. İlk okuma serüvenim dünya klasikleri ile başladı. Charles Dickins, Dostoyevski, Jack London… Özellikle Anna Sewell’in Siyah İnci adlı eseri başucu kitabım olmuştu. Daha sonra Stefan Zweig’i keşfettim. Freud etkili eserleri beni inanılmaz etkiledi, psikanaliz temelli novellalarında detay çoktu ancak asla sıkmıyor aksine karakterin duygu durumu çok iyi yansıtılıyordu. Kendisi okuduğum yazarlar arasında enlerin içinde yerini aldı.

Bir yandan şiir yazıyor olduğumdan şairleri de sıkı takip ediyordum. Orhan Veli şiirlerini okurken kendimi bulduğum şairler arasındaydı ki benim de ilk şiirlerim tıpkı garip akımındaki şiirler gibi açık seçik, sadeydi. Daha sonra çağdaşı takip etmeye başladım; Kemal Varol, Ahmet Telli, Ahmet Erhan, Şükrü Erbaş… Şiir sonrası öykü kitapları dikkatimi çekmeye başladı. İlk merakımla aynı zamanda Vacilando Yayınevi’nni Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Okumuş’u keşfettim. Bir süre sadece okudum. Akabinde birçok değerli çağdaş yazarları ekledim listeme; Ayça Erkol, Mustafa Çiftçi, Melisa Kesmez, Mehmet Fırat Pürselim, Fuat Sevimay, Polat Özlüoğlu… İsmini sayamadığım nice güzel kalemler var, mürekkepleri sonsuz olsun.

  • Hiç Kimsenin Dünyasında kitabınızla ilgili sormak istiyoruz. Öykülerinizde karakterler ve kullandığınız dil anlatı sokakla/ günlük yaşam ve öteki ile ilişkili. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Sokakla ilişkinizi nasıl betimliyorsunuz?

Çocuk yaşımdan beri gözlem yapmayı sevmişimdir. Bununla ilgili annemden çok fazla anı dinliyorum. Sanırım yaptığım gözlemler hafızamda yer edip başka karakterlere bürünüyor. Bir de empati yönüm fazla işliyor, hatta bu empatiden ziyade sempati kurmaya doğru yol almış durumda. Bu yüzden hayalimde canlanan kişileri çok detaylı hissedebiliyorum.

  • Öykülerinizi okurken akıcı/ritmik bir anlatı, belirli bir matematik içinde ilerliyor hissi veren bir hızla karşılaşıyoruz. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Öncelikle bu güzel sözler için minnettarım, öykülerimin keyif verebilmiş olması benim için büyük mutluluk. Aslında ilk yayımlanan öykülerimi hatırlıyorum da betimlemelerden geçilmiyordu, detaylarda boğuluyordum. Kendimi geliştirebilmek için yazdıklarımı edebiyat alanında kendini geliştirmiş, yazın hayatında olan arkadaşlarıma iletmeye başladım. Her eleştiriyi not alıyor, ders çalışır gibi üstüne kafa yoruyordum. Belki de bu matematiği kurabilmemi sağlayan şey eleştirileri göz ardı etmemiş olmamdır.

  •  Aynı zamanda bir şair olduğunuzu biliyoruz. Şiir ve öykünüzle ilgili ne söylemek istersiniz? Bu iki türü genel ve kişisel sanatınız açısından karşılaştırır mısınız?

Aslında ikisi bambaşka dünyalar. Karşılaştırma yapmak zor, ikisinin de kendi içinde zorlukları var. Şiir herkes tarafından anlaşılamıyor, okuyucuların çoğu şiir türüne uzak. Artık insanlar daha anlaşılır şeylere ulaşmak istiyor, belki sebebi budur. Belki de post modern etkileri altında şiir bambaşka bir yol aldı ve anlaşılırlığını yitirdi. Bu yüzden insanlar şiire karşı ön yargılı yaklaşıyor. Bilemiyorum fakat şiir benim için duygu yoğunluğuyla ortaya çıkan bir tür, içimden geldiğinde 15 dakika içinde yazıp noktayı koyarım. Bir şiirin üzerinde değil 3 ay 3 gün çalıştığımı hiç hatırlamıyorum ki bu o şiirin etkisini yok eder bende. Şiir o anda kaleme alınınca güzelken öykü demlendikçe oturan, aromasını veren bir tür benim için. Yazdığım öyküleri bir günde bitirdiğim de oldu üzerine 2 hafta kafa yorduğum da. Fakat öykünün aceleye gelmemesi gereken bir tür olduğunu biliyorum. Şiirden farklı olarak öyküde teknik hesaplamalar devreye giriyor. Şiirde o duyguyu, ahengi hissettirebilmek bu türün kolay olmayan yanıyken öyküde sınırlı alan içinde kurgu oluşturup bunun matematiksel örgüsünü kaleme dökmek ve etkileyici bir son yakalamak zorlayıcı. Fakat hepsi bir başka güzel benim için.  

  • Bundan sonraki çalışmalarınızla ilgili bilgi verir misiniz?

Bundan öncesi nasıl ki sürpriz oldu benim için bundan sonrası da aynı şekilde şaşırtmaya devam edecektir. Belli bir plan çerçevesi oluşturmadım ancak edebiyatla her daim iç içe olacağım kesin. Söyleyebileceğim bir şey var ki yakın vakitte Vacilando Yayınevi tarafından basılacak bir çeviri esirim okuyucularla buluşacak ve bunun için inanılmaz heyecanlıyım. Gözlerim yolda emeklerimin ellerime ulaşmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

  • Eklemek istedikleriniz nelerdir?

Aranızda olmak çok güzel, çalışmalarınızda bana da yer verdiğiniz için fazlasıyla mutluyum. Evet biliyorum, yazdıklarım milyonlara ulaşmayacak. Ancak edebiyatın, sizin gibi güzel insanlarla aramda köprü olması benim için mucizevi bir şey. O yüzden yüzüm gülüyor. Sizlere güzellikler diliyorum. Yüzünüzden gülücük, kucağınızda kitap hiç eksik olmasın. Sağlıcakla kalın.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir