Söyleşi: Mehmet Fırat Pürselim

  • Sinema ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin bir izleyici olarak sevdiğiniz filmler, yönetmenler hangileriydi? Beğenileriniz değişti mi? 

Mekân olarak sinema ile zamanla biraz uzaklaştığımı kabul etmem lazım, bunda sinemaların ağırlıklı olarak AVM’lere hapsedilmesinin de etkisi var elbette. Pek de iyi bir izleyici olmasam da film izlemeyi severim. Burada yoğunluk ve yorgunluktan kaynaklanan zaman problemi devreye giriyor. Akşamları oldukça yorgun eve dönüyorum ve film izleyecek gücü kendimde bulamıyorum. Rahat zamanlarım olduğunda da genellikle okumak yazmakla ilgili şeyleri önceliyorum. Filmlerle ilişkimi mesafeli ama seviyeli olarak tanımlayabilirim. Reha Erdem, en beğendiğim yerli yönetmendir. Zeki Demirkubuz’un edebiyatla olan ilişkisi hoşuma gidiyor. Emin Alper ve elbette Nuri Bilge Ceylan.

Film çok var, hangisi saysam eksik kalır; Hayat Var, Çoğunluk, Kış Uykusu, Tepenin Ardı, Gemide ve pek çok nokta diyeyim. Alejandro González Iñárritu, benim yönetmenim tüm filmlerini kitap okur gibi izliyorum. O parçalı yapının sonunda birleşmesi çok hoşuma gidiyor. Ken Loach’ın sosyalist sineması bir ideal olarak karşımda durur. İran Sineması’nın endüstriye karşı duran gerçekçi anlatımını kıymetli buluyorum, Asghar Farhadi’yi çok severim.  Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Bir Rüya İçin Ağıt, İçimdeki Deniz, Dogville, Ülke ve Özgürlük ve daha niceleri. Beğenilerim zaman içinde çok değişmedi, bol aksiyonlu bol efektli filmler yerine edebiyatın tadını aldığım hikâyesi olan filmleri daha çok seviyorum.

  • Bir okur olarak Edebiyatla ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar)

Şöyle söyleyeyim; okumakla yazmak arasında bir seçim yapmam gerekse okumayı seçerim. Çalışmak üzerine kurgulanmış bir dünyada yaşıyoruz, sürekli yenilenen,  anlamsız maddi ihtiyaçlar dayatılıyor, bunların peşinde sürüklenirken ömrümüzü tüketiyoruz. Genel olarak sanat, özelinde edebiyat hayatımıza anlam katan güzelliklerin başında geliyor. Kendini hikâye anlatıcı olarak tanımlayan biri olarak, öykü ve roman başta gelse de, elbette şiiri, denemeyi ve edebiyat kuramına yönelik kitapları da okuyorum. Ayrıca felsefi ve sosyolojik okumalar yapmayı da seviyorum. Kafka ve Dostoyevski olmasaydı yazar olmazdım, başucumda duran ustalarımın yanı sıra Bruno Schulz, Marquez, Sait Faik, Tanpınar, Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Turgut Uyar diyeyim ama buraya da yüzlerce ismi ekleyebileceğimi söyleyeyim. Tarçın Dükkânları, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Berci Kristin Çöp Masalları, Yeraltından Notlar, Dava, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Anayurt Oteli, Yüzyıllık Yalnızlık… daha nice nice kitaplar.

  • Sakarmeke kitabınızla ilgili sormak istiyoruz. Öykülerinizde karakterlerin birçoğunu beklerken görüyoruz. Daha önceki söyleşi ve röportajlarınızdan öğrendiğimiz üzere özellikle ilk kitabınızın basım sürecinde bir bekleyiş söz konusu. Sizin için “beklemek“  neyi ifade

Ha ha ha… Şimdi tebessümle anlatsam da, o uzun bekleyiş süreci hiç de keyifli değildi. Demiryolu Hikâyecileri’nde okurunu bekleyen hikâyeci gibi ben de kitabımın basılmasını bekledim. Bu uzun bekleyiş sürecini gerçekten yazmayı yüreğinde hissedenler vazgeçmesinler diye söyleşilerde anlatıyorum. Siz de Sakarmeke’yi beklemek üzerinden farklı bir bakış açısından değerlendirmiştiniz, rutinin dışına çıkan bakış açısı çok hoşuma gitmişti. Sabırlıyımdır ve beklerim ama beklediğim bilinmez bir Godot değildir. Kafamda bir hayal vardır, ağacın altında oturup gelmesini beklemem, ona ulaşmak için yola çıkarım bir yandan yürürken bir yandan beklerim. Beklediğinize hiç ulaşamayabilirsiniz ama belki de daha iyisi çıkar karşınıza. Yolda olmaktır aslolan hem beklemeyi de katlanabilir kılar. Artık yüreğim kaldırmasa da eskiden balık tutmayı severdim. Sevdiğim av kısmı değildi, beklemesiydi. Sonsuz ve sessiz bir denizin ortasında, kafamda hayaller dönerken onların gerçekleşmesini beklemekti.    

  • Kişisel olarak futbola ilgisi olanların özellikle beğeneceğini düşündüğümüz bir öykünüz de var kitapta.“ İlgi” adlı bu öykünüzde yer alan Mehmet Hoca karakteri ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Edebiyat çevrelerinde de çeşitli farklı elbiselerde Mehmet Hoca’lar var mıdır?

Okumayanlar için biraz Mehmet Hoca’dan bahsetmem iyi olacak. Mehmet Hoca’nın gerçek hayattaki karşılığından ziyade öykü karakteri olarak karşılığı önemli olan. Dediğiniz gibi derdimiz Mehmet Hoca değil ‘lar’. Mehmet Hoca, dostlarıyla birlikte büyük başarılar elde ettikçe yakınlarındakilerden uzaklaşan, yalnızlaşan bir adam. Başlarda başarıyı paylaşırken sonrasında tamamını sahiplenen baskın bir karakter. Hatta yerini alır korkusuyla birilerini yetiştirmekten dahi imtina eden, bir süre sonra benim aklım herkese yeter diyerek iyilerden vazgeçip vasatlarla mesaisine devam eden ama bu arada kendisi de eski parıltısını yitiren bir yıldız. Parıltısını yitirdikçe esprisini, şefkatini, anlayışını yitirip gitgide nobranlaşan bir hükümran. Her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da var Mehmet Hocalar. Köşeleri kapıp bir şey üretmeden yıllarca el üstünde tutulanlar. Yeni yazarların elinden tutmak bir yana önünü kesmeye çalışanlar. Ama unutmamak lazım ki, Pir Sultan’ın da dediği gibi, “Yürü bre Hızır Paşa, senin de çarkın kırılır.”         

  •  Türk sineması ile Türk Edebiyatı arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her yazarın en büyük hayallerinden biridir, saman sarısı sayfalarının beyaz perdeye yansıması. Dünyada edebiyat ve sinema oldukça iç içeyken, edebiyat uyarlamaları büyük ilgi görürken bizim yönetmenlerimizin ağırlıklı olarak kendi yazdıkları senaryoları yeğlediklerini görüyoruz. Hatta günümüz yabancı yazarların sinematografik anlatımı tercih ederek, daha yazarken yönetmenlere göz kırptıklarına şahit olmaktayız. Bugünlerde çok konuşulan Kemal Varol’un kitabının Özcan Alper tarafından başarılı uyarlaması Âşıklar Bayramı, Seyfi Teoman’ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak gibi az ama öz uyarlamaların zamanla artacağını düşünüyorum.

  • Eklemek istedikleriniz nelerdir?

Kitap okurken orada geçen filmin peşine düşmeyi, sinemada herkes kahramanların kavgasına odaklanmışken sehpanın üzerinde duran kitabı kapağından tahmin etmeyi severim. Sanatta disiplinler arası ilişkinin gücüne ve güzelliğine inanırım. Bir yazar olarak; sinemadan, tiyatrodan, resimden, müzikten oldukça besleniyorum. Sesi, renkleri, kameranın bakış açısını edebiyata nasıl yansıtabilirim diye kafa patlatıyorum. Bu yüzden filmler hakkında yeniden düşünmemi sağlayan söyleşiniz için teşekkür ediyorum.   

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.