Söyleşi: Doç. Dr. Ahmet DAĞ

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Herhalde sorulacak sorulardan cevaplaması en zor sorulardan biri bu olacak. İnsanın kendisinden bahsetmesi, hem zor olan hem de yanlış anlaşılabilecek bir şey. Ama yine de kendimi tanıtmaya çalışayım. Köyde doğmuş sonrasında 5 yaşlarında kente yani Ankara’ya göç etmiş biriyim. Ankara’nın kalabalığından dolayı kendimin çok farkında olduğumu söyleyemem. Çok okuyan biri değildim hatta hiç okumayan biriydim. ODTÜ Üniversitesi’nde mühendislik fakültesinde okuyan bir akrabam, hiç kitap okumadığımı bildiği halde benim analitik düşünebilme ve diyalektik konuşabilme yeteneğime atıfta bulunarak benim mutlaka Felsefe Bölümü okumam gerektiğini ısrarla ifade etti. Ailem, Felsefe’nin hayatın pratikleri açsından pratikliği konusunda ciddi şüphe taşıyordu daha doğrusu felsefenin bir işe yaradığını düşünmüyorlar ve neliğini de bilmiyorlardı, buna rağmen onları ikna ettim.

Erzurum’da Felsefe öğrenciliğimin ilk yıllarında felsefeye karşı o kadar yabancıydım ki Felsefe ile terbiye edildiğimi düşünmüştüm. Sonraki zamanlarda Felsefe’nin sevilebilir bir şey olduğunu fark ettim. Geçmişten beri biriken okuma açlığımı çok yoğun bir okuma süreciyle geçirdim. Mezuniyet sonrası sınıf öğretmenliği ve felsefe öğretmenliği yaptım. Ama felsefe, hayatımda her daim var oldu. Ruhumu memurlaştırmaktan itinayla kaçındım. Okumak kadar, coğrafya değiştirmek çok hoşlandığım bir şey oldu. 15 yıllık öğretmenlik hayatımda yedi okul değiştirdim.  6 yılda iki üniversite değiştirdim. Erzurum’daki öğrencilik sonrası Mustafa Kemal Paşa/Bursa, Diyarbakır, Sivas, İstanbul, Cidde, Kırklareli şehirlerinde yaşadım şu an Bursa’da yaşıyorum. Biraz ruhumun da bedenim de yerinde duramadığını söyleyebilirim. 3 tane de (babaları gibi) yerinde duramayan çok büyük olmayan küçük yaşlarında oğullarım var.

Edebiyatla ve sinema ile ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar, filmler, yönetmenler)

Edebiyatla ilgisi olmayanın nitelikli konuşabileceğini, düşünebileceğini ve metin yazılabileceğini hiç düşünmüyorum. Kitap okuru olup edebiyatla meşgul olmamak mümkün değil. Okumalarımın başlangıcında önce roman sonrasında ise deneme ve şiir  kitapları okudum. Edebiyat’tan  düşünceye yani fikre geçmemeyi zihnin durması ve zihni problemi olarak görüyorum. Şimdilerde mecbur kalmadıkça (transhümanizm, YZ ve metaverse anlatım içerdikleri için okuyorum)  roman okuyamıyorum. Lisans yıllarında Hocam olan Ali Utku’ya verdiğim söz gereği günde 100 sayfa okumayı ihmal etmem (yakın zamanda 23 yıl önceki aramızda yaptığımız akiti yenileyerek günlük 75 sayfaya düşürdük). Başta felsefe kitapları olmak üzere sosyal bilimlere ilişkin metinler okuyorum. Felsefe ve denemeyi yan yana getirebilmiş metinler daha çok ilgimi çekiyor. J. Baudrillard, Cioran, Bauman, Chul Han gibi düşünürleri okumak çok zevkli benim için. Tarkovski, Mecidi ve Spielberg gibi yönetmenler ve filmleri benim için oldukça ilgi çekici.

Sinema, çok öğretici ve düşündürücü bir sanat. Felsefeyle ilişkim derinleştikçe eğlendirici sinema türlerini terk edip düşündürücü sinema türlerine yönelme söz konusu oldu hayatımda. Sinemanın görsel yönü benim ilgimi çok çekmiyor. Her filmde fikir arıyorum. Düşündürmeyen kitabı okuyamadığım ve düşündürmeyen filmi izleyemediğim gibi düşündürmeyen insanla da çok münasebet kuramıyorum.

Tanshumanizm kitabınızla ilgili görüşlerinizi almak isteriz. Transhümanizm nedir? Kavramın Türkiye’de bilinilirliği ve toplumda karşılığını nasıl görüyorsunuz?

Malum Transhümanizm üzerine iki kitabım yayımlandı. Bu kitapların ilki 2018 yılında diğeri 2021 yılında yayımlandı. İlki özgün kitap olarak yayımlanmak için yazılmış nihayetinde özgün bir kitap çalışması olan “Transhümanizm: İnsanın ve Dünya’nın Dönüşümü”, diğeri ise ilkinden bağımsız ve farklı olarak daha önce yayımlanmış yazı ve makalelerin toplanmış hâli olan “İnsansız Dünya: Transhümanizm” kitapları. İlk transhümanizmin tarihsel köeknlerini ve teorisini ortaya koyan bir çalışma iken ikincisi ise transhümanizmin pratik karşılıklarına, imkan ve zaaflarına değinmekte. Ama ilk defa burada bir şeyi itiraf edeyim ki deyim yerinde olursa “astarı yüzünü geçti”. Yani demek istediğim şu; ilk çalışmadan daha çok ikincisi bilindi ve okundu. Okurların bir kısmı da kitapların aynı olup farklı yayınlarından çıktığını zannediyor. Oysa ikisi birbirinden farklı olan iki kitap.

Transhümanizm; insanın fiziksel, zihinsel ve biyolojik bakımdan teknolojinin imkanlarıyla dönüşebilecek ve geliştirilebilecek bir varlık olduğunu savunan bilimsel, kültürel ve ideolojik bir akım. Sadece insanı değil kullanılan aletlerin daha teknolojikleşmesini ve mekanın da bu teknolojilere bağlantılı olarak geliştirilmesine vurguda bulunan bir hareket. Benim bu çalışmaları yapmamın nedeni; Tarihsellik, Hermeneutik, Postmodernizm ve Postyapısalcılık gibi akım ve yaklaşımların başına gelen gelenin transhümanizmin başına gelsin istemedim. Transhümanizmin doğru anlaşılmasına katkıda bulunmak istedim. Umarım bu niyete katkı sunmuştur çalışmalarım.

Transhümanizmin, Türkiye’de yaygın ve doğru olarak bilindiğini iddia edemem. Bilinmemesi çok normal. Çünkü biz her şeyi sonradan öğreniyoruz ve bu işimize geliyor (biraz serzenişte bulunma hakkımı kullanayım). 2030’lu yıllarda transhümanizmin savunularının gerçekleşmeye başlayacağını düşünüyorum. Başta ölümsüzlük olmak üzere iddialarının gerçekleşebilir olduğunu düşünmüyorum. Fakat 2. Aydınlanma hareketi olan transhümanizm çok farklı bir insan, doğa ve hayat anlayışı getirecek dünyaya belki de uzaya.  

Transhümanizmin ideolojik arka planını , halihazırdaki sınıfsal siyasal ve askeri etkileri nedir? Bu konularda nasıl bir öngörüde bulunulabilir?

Transhümanizm fikri bir hareket kendini bilimselciliğe ve kapitalizme dayandırdığı bir doğrudur. Bir projeden daha çok Batı düşüncesinin bir seyridir. Transhümanizm devlet, siyaset,, diplomasi ve askeri süreçleri toptan değiştirecek bir hareket gibi duruyor. Devletler daha çok teknolojikleştikçe güçlendiğini düşünecek. Nitekim Rusya devlet başkanı Putin’in “YZ’da lider olan devlet dünyada hakim devlet olacak” diye söylemesi, devletlerin devasa bütçeleri transhümanist teknolojiler olan nano-teknoloji, biyo-teknoloji, moleküler biyoloji, enformasyon teknolojisi, ve siber teknoloji alanlara ayırması ve desteklediği özel şirketlerin bu alanda sermayelerini katlamaları bunun en açık örneğidir.

Transhümanizm kavramının dinle (inançla) ve ölüm kavramıyla ilişkisi nedir?

Transhümanizm, dindar olmayan fakat dinî bir harekettir ve temsilcilerinin çoğu ateist olan bir yapıdır. Yeryüzünde felahı getireceğini ve ölümün olmadığı ölümsüz bir hayat vaat eden eskatalojik bir yapısı vardır. Transhümanistlere göre ölüm; bir sınır, kusur ve kötülüktür. İnsanı söz konusu bu sınır, kusur ve kötülükten kurtarmak ve onu özgürleştirmek gerekir. Ölümün tasfiye edilmesi hayatı güzelleştirici bir çabadır. Ölüm, iki yöntem üzerinden aşılmaya çalışılır. İlki bedenin biyolojik boyuttan biyonik boyuta dönüştürülmesi ikincisi makine ile insan zihninin birleştirilmesi olan teknolojik tekillik yoluyla ölümün aşılma çabası vardır. Teknolojik tekillikLE insan zihninin makinada yani bilgisayarlaşmış  süper zekada yaşamaya devam edeceği öngörülür. Tekillik teknolojisi, ölümsüzlüğü aşmada transhümanizmin en büyük umududur.   

Kitabınızda kavramın edebiyat ve sinema alanındaki eski ve güncel yansımalarından örnekler verilmiş. Bu yansımalarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Edebiyat  yani roman ve sinema, transhümanizm için hem kum havuzu yani teori ve pratik alanını genişletebileceği bir kum havuzu hem de kendisini kitlelere iletecek bir propaganda aracı işlevini görüyor. Genel itibariyle bilim kurgu romanları ile transhümanist romanlar birbiriyle karıştırılıyor. Bilim kurgu romanları; fantastik, ütopik ve olması muhtemel senaryoya sahipken transhümanist romanlar ise insan ve mekan bağlamında mevcut teknolojik uygulamaların varlığından, mevcuttan hareketle muhtemel teknolojik uygulamaların neler olacağı ve kurgusal olduğu için kısmen ütopik unsurlar taşır. Dune, Neuramancer, Transhümanist Wager, Post-Human, Beggar in Spain, Kurma Kız gibi romanlarda bu transhümanist izlekleri görebilirsiniz. Transhümanist filmler ise Transcendence, Gattaca, Black Mirror, Ghost In The Shell, Ex Machine gibi filmler. Bu roman ve filmlerde 2030 ve 2045 vurgusu çok önemli tarihlerdir. Çünkü teknolojik gelişmelerin üstel biçimde gelişeceği düşünüldüğü tarihler söz konusu bu tarihlerdir.

Bundan sonra konuyla ilgili çalışmalarınız olacak mi? Bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Benim ilk çalışmam simülasyon üzerineydi, daha sonra doktora çalışmamda D. Hume üzerine çalıştım. Son 5 yılım yoğun bir şekilde transhümanizm üzerine okuma-yazma-konuşma çalışmalarıyla geçti. Son 6-7 aydır ilk çalışma konumla bağlantılı olan metaverse üzerine çalışıyorum. Bu konuda birkaç yayın yaptım. Şimdilerde Yapay Zeka etiği, roboetik ve dijital etik konuları üzerinde çalışıyorum. Bu alanlar üzerine çok uzun zaman çalışacağım görünüyor.

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Transhümanizm, Yapay Zeka, Metaverse ve Dijitalizm gibi konular üzerine ciddi kaynaklar okumak gerekir. Bu mühim konuları, kulaktan dolma duyumlardan ve rastgele söylemlerden öğrenmekten kaçınmak gerekir. Bu meselenin dedikodusunu yapmak veya söylemlerini konuşmak yerine 21. yüzyılda inşa edilecek dünyanın ve bilimsel çalışmaların neliği üzerine teorik düşünceler üretmek ve bilimsel çalışmalar yapmak gerektiğini bilincinde olunmalı. Özellikle biyo-teknoloji, nano-teknoloji, moleküler biyoloji, enformasyon teknolojisi, bilişsel bilim, siber-teknoloji ve uzay bilim gibi alanlarda çalışmak gerekir. Dünyada kaçınılmaz üstel teknolojik gelişmelerin arefesindeyiz. Sosyal bilimler, Temel Bilimler, Mühendislik ve Tıp Bilimleri gibi saha çalışanlarının boş geçirecek zamanlarının olmadığını düşünüyorum. Yeni çalışma konularını çalışan gençler yetiştirmek durumundayız. Yoksa millet ve ümmet olarak 20. yüzyılda yaşadığımızı acıların daha fazlasını 21. yüzyılda yaşayabiliriz.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.