Korku, Ölüm, İnsanlar, Karanlığa Masallar

Korku bir tehlike ihtimali karşısında duyulan ve içinde birçok farklı duyguyu ve davranışı barındıran (endişe, üzüntü, kaygı, dehşete düşme ya da paralize olma gibi haller ve fiziksel reaksiyonlar- kaçma savunma gibi halleri- ) bir haldir. Korku bir tekinsizlik ya da kaynağı belirsiz bir yerden neşet aldığında içinde baskın bir gerilim ve kaygıyı da barındırır. Öyle ki kaygı duygusu düşünceyi bir helezona çevirerek kaygının gerçekleşmesine kadar bir kilitlenme hali (kabz) ortaya koyabilir.

Doğal olarak korku bir duygu durumu olduğu için kültürel farklılıklar içerir. Örneğin bir çok yerde doğa üstü olarak görülüp kaygı duyulabilecek şeyler başka yerlerde olağan şeylermiş gibi algılanabilir. İnsanların görülen (aşikar) karşısındaki korkuları ile görünmeyen karşısındaki korkuları da farklıdır. Görünen karşısında duyulan korku en nihayetinde ölüm ve ölüm ile ilişkili kavramlar etrafında şekillenir. Bu birincil korku hayati bir önem taşır ve canlılığı devam ettirme, hayatta kalma dürtüsünün tetikleyicisidir. Nihayetinde temel bir korku olarak diğer korkuların eninde sonunda yaslandığı korkudur ölüm korkusu, yok olma korkusu. Ve doğası gereği taşıdığı belirsizlik hali (gayb hali) de bu korkuyu genişletir. Buna rağmen ölümlülüğünün farkında olan insan, bunu unutma yolunu tercih eder, çünkü buna mecburdur. Bu unutma hali düşüncenin akışı içindir, aksi halde düşünce kendi içinde kilitlenir, bu kilitlenme ne kadar uzun sürerse  gerçeklik ve hayatın akışından kopuş o kadar derinleşir. Bununla birlikte ölümü tamamen görmezden gelme, yok sayma  daha büyük bir yanılsamadır. Çünkü ölüm aslında apriori olarak gelecek olan değil, zaten olmuş olandır. Bu kaçınılmazlık ile ilgili bilinç, kaygı ve korkuyu uyumlu hale getirir.

Modern kültürde doğum kayıt altına alınan teknolojik izleme cihazlarıyla takip edilen sosyal ve görsel medya ile ilan edilen, paylaşılan ve (tüm zamanlarda olduğu gibi) kutlanan bir hadisedir Ölüm ise her geçen gün bir tabu alanına dönüştürülmektedir. Kaçınılmaz bir son ya da çözülmesi gereken bir sır olarak aktarılmayan ölüm; üzerine konuşulmayan, ısrarla kaçınılan bir hal almıştır. [1]Özellikle salgın ve benzer dönemlerde ortaya çıkan  ne pahasına olursa olsun biyolojik yaşamın sürdürülme çabası [2] ve tüm gelişmeler toplumun durumunu ortaya koymaktadır. Son derece ölüm fobik olan toplumsal kültürde ölümün kesinliği görmezden gelinmektedir. Ölümün ahlaki/ kişisel anlamları ve yas eylemi giderek azalmaktadır. Bu noktada sanat,  ölüm ve ilişkili korkuyu açığa çıkaran ve tahayyülde bu kilitlenmeyi açan bir alan oluşturabilmektedir.

Bu uzun ve nispeten sıkıcı girişin sonrasında yazıya konu olan iki kitaptan ve öncelikli olarak “Karanlığa Masallar”dan bahsedelim. Karanlığa Masallar kısa sürede okuyucuya dilini alıştıran ve kendi anlatı dünyası içine alıştırdığı kulaklara korku öyküleri fısıldayan bir kitap. Yukarıda korku hissinin kültürel kodlarla değiştiğinden bahsetmiştik, esasında korku daha özelde bireysel kodlar taşıyor, fakat tabi tüm bu korkular ortak korkularımızdan doğup çoğalan korkular. Karanlığa Masallar kitabı da temel fikrini bazen açıkça gösterdiği bazen dolaylı işaret ettiği ölüm kavramı üzerine yerleştiriyor, bu kavramın kendisiyle ilgili çok az şey söyleyerek.

Öykülerdeki olağanüstü sadelik ve özgün dil birçoğunu görselleştirirken aynı zamanda türün belirli temalarından tutarlı bir tekrarına olanak sağlıyor. (Seneyi Devriye, Çarşamba gibi öyküler ölüm sonrası dönüş teması, Gece Adamları, İncir ele geçirilme temasını Yalnızlar Evi Mülakat berzah ölüm sonrası temasını[3])

Öykülerin diğer ilgi çekici yanıysa modern zamanların getirdiği rasyonel akıl ve görsel iman anlayışına karşılık Anadolu’da (ve dünyanın bir çok benzer coğrafyasında) eski zamanlarda karanlıkta anlatılan hikâyeleri kelimelerle tekrarlayabilmesi ve yine bu zamanda geçen öykülerde eski hikâyelerde yer alan yaratıklar türünden yaratıkları anlatabilmesi. Yazarın bu kabiliyetinin ve tercihinin öyküleri tanıdık ve özgün kıldığını düşünüyorum.

Aslıhan KOCABAL’ın diğer kitabı İnsanlar’da ise kısa metinler içinde görüntüler /anlar görüyoruz kelimelerle çizilmiş. Bu neredeyse bir rüya sekansı oluşturarak metinlerde anlatılan /gösterilen durumların öncesi ve sonrasına dair bize fikirler veriyor. Bu anlamda yazarın bir tercih olarak okuyucuya bir düşünme/hayal alanı açtığını söyleyebiliriz. Özellike Karanlığa Masallar’da yer alan Gece Adamları öyküsünün giriş kısmı ve Yalnızlar Evi öyküsü okuyucu da  görsel bir tahayyül alanı sunarak  sinematografik bir tat bırakıyor. Kocabal titiz dili/ anlatısıyla özgün bir yerde yer alırken içerik ile ilgili özgür arayışlarda bulunup şablonların  dışına çıkabiliyor. Bu durum  okuyucuyu yeni işlerle ilgili heyecanlandırıyor.


[1] Despina Kakaudaki ,Robot Anatomisi :Edebiyat Sinema ve Kültürel Çalışmalarda Yapay İnsan

[2] “Salt yaşam ve onu kaybetme korkusu insanları birleştiren bir şey değil, aksine onları körleştirir ve ayırır. Başka insanlar Manzai’nin tasvir ettiği salgında olduğu gibi artık ne pahasına olursa olsun sakınılması yada en azından 1 metre uzağında durulması gereken olası taşıyıcılar yada vektörler olarak görülüyor.”

 Agamben, Giorgio (2020). “Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali”. Çev. Öznur Karakaş. Terrabayt Dijital Dergi (Şubat Sayısı), https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/ [27.02.2020].

[3] Alçı dumzıbk gibi öyküler (Sineklerin Tanrısını hatırlatan ) tekinsizlik hissini ve ortadan kaybolmayan/yok edilemeyen varlıkları hatırlatıyor.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.