“ Yazının değeri ölçünün ötesindedir.
Hasan bak! Yazmak sonsuzluk ritmini veren ve görünenle görünmeyen kelimeler arasında zincir kuran bir eylemdir.
Zahir ve Batın.
Harf bizim ibadetimizdir Hasan! Bu şekilde hat ilahi güzelliğe kanıt olur.”
Doğunun masalsı arayışını konu edinen üç filminden ikincisi olan Güvercinin Kayıp Gerdanlığı Nacer Khemir’in en önemli filmlerinden bir tanesi. Arayanlarla beraber çöllerden geçip bahçelere götüren, bir incirle veya narla havuz bahçesinde rüyalara tabir aratan yönetmen tasavvufun en önemli motiflerini de ustalıkla kullanıyor.

Bir arayışın öyküsü Güvercinin Kayıp Gerdanlığı.(1) Bütün güzelliklerin tek bir kaynaktan zuhur ettiğini bilenlerin arayışının adı aşktır. Aşk (2) yolda olmaktır ve yolda bulunduğun süre içerisinde halden hale girmektir de. Mecazla başlayan ve hakikate doğru giden yolda akıl ile kalbin çatışmasını anlatır her şey. Kalp ve akıl asla ama asla yan yana durmaz ve daim savaş halindedir. Savaşın galipleri de aklın hükümlerini yitirenlerdir bir yerde. O sebepten delilere hep övgüler düzülmüştür. Hükmünü yitiren aklın sahibi diğerlerine göre farklı bakmaya başlar ki filmin kahramanlarından Zin de durumu böylece özetler: “Diğer insanların görmediğini görmek benim suçum değil.” Bakmak ve görmek arasındaki o ince farkın tezahürüdür her şey. Gördükleri aslında kalplerinde yer etmiş sırdır. O sebeple sırrı olanlar muhabbet duyduklarına ihanet edemezler. İçten içe yapılan terennümler ve ağıtlar en güzel çiçeklerin ve hurmaların olduğu bahçeleri yavaş yavaş kurutur ama söyleyemezler.
Leyla ve rüya. Rüyalar leyl ile beraber gelir. Bir rüyanın tevilini aramak için yola düşer. Çünkü rüya bir tesadüf değildir. Filmin en önemli unsurlarından biri de rüyadır bu yüzden. Bir rüyanın bir insanı nerelere götürebileceği bilir ehli olan. Ahsen-i kıssadan bu yana hep böyledir.
Ve masal. Görünenden kaçışın en estetik yolu. Dünyadan sıkılan adamların uğrak yeri. Atların şahlandığı, kuşların kanadından zümrütlerin döküldüğü ve buhurdanların bir gerçeği insanların kulağına fısıldadığı mekân. Hayale dalıp kendinden geçenlerin diyarı. Kirli ve gri dünyanın bütün düşmanlıklarını, yakıp yıkmalarını, reddediş. Nacer Khemir’in de vermek istediği bu aslında. Ruhlar bu dünyanın gerçeklerinden uzaktır, beridir. Her insanın içerisinde yaşamış olduğu boşluk “gerçek aşkla” dolmayan ruhun içinde bulunduğu boşluktur. Ne zaman ki ruh gerçeğin peşine düşer o zaman mutmain bir kalbe erişir. Ama gerçeğin peşine düşüş kendini dünyadan soyutlamakla olur. Tasavvufun birçok metaforunu filme güzel bir gül kokusu gibi sindirmiştir Nacer Khemir. Güller en güzel kokularını rüyadayken yayarlar. Ve biz sadece rüyalarını çalıyoruz onların! Filmde Zin’in Yaptığı gibi, ya da Nacer Khemir’in üçleme boyunca yaptığı gibi.
Notlar:
1.Filmde açık bir şekilde İbni Hazm’ın Güvercin’in Gerdanlığı isimli eserinden beslenmektedir. Hatta belki film için bu kitabın serbest bir uyarlaması denebilir. Güvercin Gerdanlığı, Klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan ‘aşk zinciri’ anlamına gelen bir semboldür. Birçok şair tarafından kullanılan bu sembol, Hazm’ın eserinin de adı olmuş ve bu sembolle Hazm, aşkı, aşkın insan üzerindeki etkilerini, kendi deyişiyle arazlarını anlatacağını belli etmiştir.
2. Hassan aşkın altmış halinden sadece kırk yedisini bildiğini söyler. Hepsini öğrenmeye adamıştır kendini. Aziz acele etmemesini söyler. Çünkü bu isimler hallere dâhildir ve hallerin ortaya çıkışı bir yolculuk gerektirir.