Büyülü An’lar : Eşkıya-Baran

Sinema sanatında ortaya çıkan keşf anları birçok kere de çeşitli karşılaşma ve buluşmalarda görülebilmiştir. Yavuz Turgul’un 1996 yapımı Eşkıya filminde Baran’ın Keje ile olan buluşması akla Baran filminde Latif’in Rahmet ile buluştuğu Baran filmini getirmiştir. İki filmde de ötekine duyulan aşk, nihayetinde daha yüksek bir şeye dönüşebilmiş, iki film de de bu diğerkâmlık, bu vuslattan vazgeçebilme, beklentisiz sevebilme hali, gerek maşukun gerek seyircinin gözünde karakteri aşkın bir yere götürebilmiştir. Hem Baran hem de Latif bir düşsel gerçekliğin, bir masalın içinden fırlamışçasına bir sevda yaşamaktadır ve bu sevgi, tertemiz insan fıtratında yer alan ulvi, bir yöne işaret etmektedir. Baran Keje’ye olan aşkıyla 35 yıl boyunca ceza evinin tüm şartlarına dayanmış, nihayetinde O’na kavuşmaya çok yaklaşmıştır. Buna karşın genç bir insanın hayatı söz konusu olduğunda aşkından değilse bile vuslattan vazgeçebilmiştir. Keje de 35 yıllık bir suskunluk ve içsel yolculukla bu sevdanın aidiyetini yaşamaktadır. Tarkovsky bir röpörtajında insanın tek başına olarak değil, bir çiftin iç dünyalarının birbirine karışmasıyla gerçek bir varlıktan ve mutluluktan bahsedilebileceği söylemiştir.[1] Seven, sevilende eridiğinde, kesret yerini vahdete bırakmaktadır. İki insanın birbirine duymuş olduğu sevgi, bu sayede tüm insanlığa, tüm mevcudata yönelmekte; beşeri yönü aşabilip aşkın yöne ulaşabilmektedir.


[1]     Gianvito, “Şiirsel Sinema”,2009.s.136

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.