Flow (2024) : Bir Rüyanın Akışı

Flow, suyun içgüdüsel akışkanlığını yalnızlığın kırılgan yüzeyiyle birleştirirken, görünürde sade bir hayatta kalma öyküsünün altında bir rüya gerçekliği inşa eden bir film. İnsan olmayan ama izlerini gördüğümüz belki bir post-apokaliptik bir alanda sessiz bir alegori oluşturuyor. Film, alışıldık anlatıların güvenli kıyılarından uzaklaşarak öznenin hem kendisiyle hem de ötekiyle karşılaşmasını kaçınılmaz kılan bir zemin oluşturuyor. Yükselen sular, yalnızca fiziksel bir felaketin işareti olmaktan çıkıyor; yaşamın her anını yerinden eden bir fazlalığın simgesine dönüşüyor. Bu fazlalık, karar vermeyi imkânsızlaştıran bir alan yaratmakta; akış sabit bir yön ya da amaç tanımamaktadır.

 Su gibi, özne de kendi merkezinden sürekli kaymaktadır. Kedi bu nedenle kaçmamakta; daha çok akışın gölgesinde yeni bir belirsizlik bölgesi açmaktadır. Bu mekânsal kayma ve hayvanlara özgü anda olma hali rüya fikrini güçlendiriyor. Film, bu psikanalitik kırılmayı yalnızlıkla sınırlamıyor; felaketi aynı zamanda zorunlu bir ilişkiselliğin sahnesi hâline getiriyor . Güven, burada kazanılan bir duygu olmaktan ziyade, hayatta kalmanın doğurduğu bir zorunluluk mecburiyetin çıplak gerçekliğine dayanan bir karşılaşmaya indirgenmiş durumda. Karakterler ne yapmaları gerektiğini bilmedikleri anlarda, tam da o anlarda, birbirlerine muhtaç hâle gelmekte.

Filmin en çarpıcı yönü de burada ortaya çıkmaktadır: Hayatta kalmak bireysel bir karar değil; çoklu bir akışa teslimiyet niteliği taşımaktadır. Birlikte hareket eden hayvanların her biri, görünmez bir koreografinin parçası gibi davranmaktadır. Bu koreografi ne tam anlamıyla rasyonel ne de tamamen sezgisel olmakta; modern dünyanın tutarsız, kaygan öznesine benzer bir ritim üretmektedir. Akışın kendisi bir rehberlikten ziyade,  yaşamın tamamlanmışlık değil, sürekli devinim olduğu gerçeğini , (çabayı aşan bir devinim belki de Wu Wei’yi hatırlatan hatırlatan) bir çağrı niteliği taşımaktadır.

Kedinin yolculuğu da bu nedenle asla tamamlanmamaktadır. Her durak yalnızca geçici bir sığınak olarak belirirken, her adım bir sonraki belirsizliğe açılmaktadır. Film, sabit bir yer bulma arzusunun imkânsızlığını göstermekte; uyumun değil, uyumsuzluğa eşlik edebilme kapasitesinin önemini vurgulamaktadır. Sessizlik konuşmakta, durağanlık hareket üretmekte, akış özneyi dağıtarak yeniden biçimlendirmektedir.

Sonuç olarak Flow, bir felaket anlatısından ya da basit bir dostluk hikâyesinden çok daha fazlasını sunmaktadır. Film, öznenin kendi iç boşluğuyla karşılaşma cesaretini konu alan bir varoluş titreşimi üretmekte; bir rüya gerçekliği ve belki de estetiği sunarak suyun her darbede yeniden tanımladığı bir kimliğin hikâyesini aktarmaktadır. Sabitliğin çözüldüğü, akışın hükmettiği bir dünyanın sessiz ama sarsıcı kaydı niteliğini taşımaktadır.

 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir