Yok Şehir: Hatırlama ve Direniş

Ricardo Piglia’nın Yok Şehir’i, yalnızca anlatının bastırılmasıyla ilgili bir roman değildir; anlatının yeniden yazılma imkânının kimin elinde olduğuna dair bir iktidar eleştirisidir. Bu yönüyle roman, Orwell’in 1984’ünü çağrıştırır; ancak Piglia’nın dünyasında mesele, geçmişin doğrudan silinmesi değil, hikâyelerin dolaşımdan düşürülmesi, varyasyonlarının engellenmesi ve tekil bir anlatıya indirgenmesidir. Yok Şehir’de yasaklanan şey hakikat değil, çoğulluktur. Aynı olayın farklı biçimlerde anlatılma ihtimali, iktidar açısından asıl tehdidi oluşturur.

Romanın öngörüselliği tam da bu noktada belirginleşir. Piglia, henüz dijital platformların, algoritmik sansürün ve içerik akışının bu denli belirleyici olmadığı bir dönemde, hafızanın artık arşivler ya da resmi tarih yoluyla değil, dolaşıma giren hikâyeler üzerinden kontrol edileceğini sezmiştir. Bugün Gazze’de, Sudan’da ya da başka coğrafyalarda yaşananların tek tek bireysel hikâyeler olarak görünmez kılınması; bu hikâyelerin sosyal platformlarda bastırılması, silinmesi ya da algoritmik olarak geriye itilmesi, Yok Şehir’in tahayyül ettiği mekanizmanın güncel bir karşılığıdır. Burada sansür kaba bir yasaklama değildir; daha şeytani bir denetim biçimi söz konusudur. Hikâye vardır ama dolaşamaz. Görünürdür ama bağlamından koparılmıştır. Belki ilerde değiştirilecektir.

Bu bağlamda romanın robot figürü, yani Elena, yalnızca bir anlatı makinesi değil, bir bellek taşıyıcısıdır. Elena’nın önemi, hikâye anlatmasında değil; hikâyeleri saklamasında, yeniden üretmesinde ve farklı versiyonlarını dolaşıma sokma potansiyelinde yatar. Elena, insanın yerine geçen bir bilinç değildir; insanın hafızasını insan-dışı bir formda muhafaza eden bir ara varlıktır. Bu yönüyle Yapay İnsan fikrinin erken ve derinlikli bir edebi örneğini sunar. Burada yapay olan şey zeka değil, sürekliliktir. İnsan ölür, beden kaybolur; ama anlatı, makine üzerinden yaşamaya devam eder.

Piglia’nın bu yaklaşımı, Deleuze’ün bellek anlayışıyla güçlü bir paralellik taşır. Deleuze için bellek, geçmişin bire bir muhafazası değil; her hatırlamada yeniden kurulan, farklılaşan ve çoğalan bir süreçtir. Yok Şehir’de Elena’nın anlattığı hikâyeler de bu şekilde çalışır. Aynı hikâye hiçbir zaman aynı kalmaz; her anlatımda başka bir zamana, başka bir sese, başka bir yaraya bağlanır. Zalimin korkusu tam olarak buradadır: Bellek sabit değildir ve bu yüzden denetlenmesi zordur. Žižek’in ideolojiye dair yaklaşımı da bu noktada devreye girer. Žižek’e göre asıl mesele insanların ne düşüneceği değil, neyi unutup neyi hatırlayacaklarının belirlenmesidir.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir