Kuşlar

Kuşlar filmini yıllar sonra  tekrar  izleyince aklıma bir çok imge geldi. Bunun çok büyük kısmı kişisel deneyimlerime dayanıyor. Topal bir martı ve sonrasında bir karga, yavrusunu düşüren kuşların yürüyenlere saldırması ,yolunu şaşırmış bir leylek , anka kuşu , ölen evcil kuşlar ve onların hatırası ve sayısız somut ve soyut imge var zihnimde kuşlarla ilgili. Bununla birlikte bunları ayrıca yazmak gerekir diye düşünüyorum sayfalarca sürer bunlarla ilgili yazmak.Ben bu yazı için bir iksiyle yetineceğim.

Örneğin aklıma Yaşar Kemal’in anlattığı Menekşe semtinde  kuş yakalayıp onları salarak para kazanan çocukların hikayesi de geldi ,Çin’de yoksulluktan sorumlu tuttukları serçeleri akla zarar yöntemlerle yok eden ve sonrasında büyük yokluk çeken aklı kıtların yaptıkları da geldi.

1958-1962 yılları arasında gerçekleşen Büyük İleri Atılım kampanyasının bir parçası olarak tarihe geçten Bu kampanyada Mao, Çin’in tarımsal verimliliğini artırmak ve ekonomiyi hızla geliştirmek amacıyla bir dizi radikal önlem aldı. Ancak bu çabaların bir kısmı, ciddi çevresel felaketlere yol açtı. Kuşların öldürülmesi de bu felaketlerden biridir ve “Dört Zararlı” (Four Pests Campaign) olarak bilinen kampanyanın bir parçasıdır.1958 yılında başlatılan bu kampanyada, Çin hükümeti, halktan tarım üretimine zarar verdiğine inandıkları dört türü yok etmelerini istedi. Bu dört “zararlı” şunlardı:

  1. Sıçanlar
  2. Sivrisinekler
  3. Sinekler
  4. Serçeler (özellikle ‘Eurasian Tree Sparrow’ denilen tür)

Mao, serçelerin tarım ürünlerine zarar verdiğini ve özellikle tahılları yediğini düşünerek, serçelerin öldürülmesini emretti. Serçeler tarla ürünlerine zarar veriyor olarak görüldüğü için halktan serçeleri öldürmeleri istendi. Bu amaçla halk büyük bir seferberlik başlattı: Kuşları korkutup uçmalarını sağlayarak yere inmelerini engellemek için tencereler çalındı, kuşlar yorgunluktan düşüp öldü, yuvalar bozuldu ve yumurtalar yok edildi. Serçeler toplu halde öldürülünce, ekosistem ciddi bir dengesizlik yaşadı. Serçeler sadece tahılları değil, aynı zamanda zararlı böcekleri de yiyorlardı. Serçeler yok olunca, böcek popülasyonları (özellikle çekirgeler) hızla arttı ve bu böcekler mahsulleri büyük ölçüde tahrip etti. Bu durum, Çin’in birçok bölgesinde büyük kıtlıklara ve tarım krizine yol açtı. Tahıl üretimi düştü, kıtlık yüzünden milyonlarca insan açlık çekti. Sonuç olarak, bu kampanya 1959-1961 yılları arasında yaşanan Büyük Çin Kıtlığının nedenlerinden biri olarak kabul edilir.

Bu olay, doğaya yapılan müdahalelerin, özellikle de ekosistemlere yönelik düşüncesiz müdahalelerin ne kadar yıkıcı olabileceğinin önemli bir örneği olarak tarihe geçti. Serçeleri hedef alan bu kampanya, Çin’de toplumsal ve çevresel bir felaketle sonuçlandı.

Alfred Hitchcock’ın “The Birds” filmi ve Mao Zedong’un Çin’de yürüttüğü Dört Zararlı Kampanyası arasında doğrudan bir bağlantı veya Hitchcock’un bu olaya dair açık bir yorumu olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. “The Birds” 1963 yılında yayınlanmış, Mao’nun kampanyası ise 1958-1962 yılları arasında gerçekleşmiştir.  iki olay arasındaki zaman yakınlığı ve her iki durumda da kuşların başrolde olması dikkat çekicidir.

The Birds” (Kuşlar) filmi, korku ve gerilim türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Daphne du Maurier’nin kısa hikâyesine dayanan film, San Francisco’lu sosyetik bir kadın olan Melanie Daniels’ın küçük bir sahil kasabasına yaptığı ziyareti ve kasabanın bir anda kuşlar tarafından sebepsizce saldırıya uğramasını anlatıyor.

Filmde bu detaya girmeden filmin oldukça ilginç iki yönü üzerinde durmak gerekir.Birincisi kuşların saldırısı anında ortaya çıkan sessizliktir. Çığlık atmasını beklediğiniz kurbanlar sessiz kalır kuş sesleri ve kanat çırpma sesleri dinleriz. İkincisi ise yönetmenin oldukça detaylı çalışarak kullandığı teknik yöntemlerdir.

 Kuşların saldırdığı sahnelerde gerçek kuşlar kullanılsa da, bazı zorlu sahneler için mekanik kuşlar tercih edilmiştir. Özellikle yakın çekim sahnelerinde ve aktörlerin doğrudan fiziksel olarak etkilendiği sahnelerde mekanik kuşlar kullanılmıştır. Bu kuşlar, oyunculara zarar vermeden tehditkâr bir etki yaratmak için özel olarak tasarlanmıştı. Tippi Hedren‘in canlandırdığı Melanie karakterinin kuşlar tarafından saldırıya uğradığı sahnelerde, bu mekanik kuşlar oldukça belirleyici rol oynamıştır. Özellikle bodrumda ve evin içindeki saldırılar sırasında animatronik kuşlar kullanılarak daha etkileyici ve güvenli sahneler elde edilmiştir. Hitchcock, filmi çekerken animasyon, özel efektler ve mekanik kuşları bir araya getirerek oldukça gerçekçi sahneler oluşturmuştur. Kuşların gerçekçi görünmesi için her bir mekanik kuş dikkatle tasarlanmış ve yönetilmiştir. Kuşların hareketleri, oyunculara olan tepkileri ve saldırı sahnelerinde oluşturdukları tehdit, bu mekanik kuşlar sayesinde etkili bir biçimde yansıtılmıştır.[1]

Slavoj Žižek’in “The Birds” filmi hakkında yaptığı analiz, klasik korku türündeki anlatım kalıplarının dışına çıkan özellikleri ön plana çıkarır. Korku türünde alışılmamış bir şeyin gerçekleşmesi fikri, özellikle filmin içinde mantıklı bir açıklamanın olmamasından kaynaklanır. Hitchcock’un bu filminde, genellikle korku sinemasında beklenen “sebep-sonuç ilişkisi” ortadan kalkar. İzleyiciye kuşların neden saldırdığına dair hiçbir bilgi verilmez; bu belirsizlik, izleyicinin korku ve gerilim hissini artırır

Žižek, kuşların saldırılarını Lacancı Gerçek ile ilişkilendirir. Lacan’a göre “Gerçek,” sembolik ve imgesel olanın dışında kalan, kontrol edilemeyen, anlamlandırılamayan bir güçtür. Hitchcock’un kuşları, tam da bu Gerçek’in dışavurumu gibi davranır: Saldırılar ani, nedensiz ve kaotiktir.

Žižek’e göre, filmde kuşların saldırıları, basit bir doğa olayı olmaktan ziyade, bilinçdışı güçlerin ve bastırılmış arzuların bir sembolü olarak görülmelidir.[2] Kuşlar, karakterlerin içsel dünyasındaki çatışmaların dışavurumu gibi işlev görür. Özellikle Melanie ve Mitch’in annesi Lydia arasındaki ilişkide, Lydia’nın Melanie’ye karşı duyduğu kıskançlık ve kontrolcü tavırlar kuş saldırılarıyla örtüşür. Bu çatışmanın, özellikle Melanie’nin kasabaya gelişiyle birlikte daha belirgin hale gelmesi, saldırıların ardındaki sembolik anlamı vurgular.

Žižek ayrıca, kuşların bir anlamda “Gerçek” (Lacancı anlamda) olarak ortaya çıktığını savunur. Lacancı psikanalizde, Gerçek, sembolik düzenin ötesinde, anlaşılamayan ve kontrol edilemeyen bir şeydir. Kuşların saldırıları, sembolik düzenin bir yıkımı olarak okunabilir ve bu, karakterlerin toplumsal ve bireysel düzenlerinin bozulmasını simgeler. Yani, kuşların saldırıları, dünyalarının altındaki bastırılmış gerçekliğin bir patlamasıdır.

Bu yorum, filmin rasyonel bir açıklama sunmamasını da anlamlı hale getirir. Kuşların neden saldırdığını bilmemek, aslında onların bu “Gerçek” ile bağlantılı bir fenomen olduğunun bir işareti olarak okunabilir. Film boyunca izleyiciye hiçbir mantıklı sebep sunulmaz, çünkü bu saldırılar zaten sembolik bir anlam taşır, doğrudan bir nedene ihtiyaç duymaz.

Žižek’in bu tür okuması, filmi sadece bir korku-gerilim yapımı olarak değil, aynı zamanda insan psikolojisinin derinliklerine inen ve toplumsal yapılarla bireysel arzuların çatışmasını yansıtan çok katmanlı bir eser olarak ele alır.

Kuşların anlamsız bir şekilde saldırısına yani beklenenin aksine gerçekleşen bu olağandışı duruma yine olağan dışı olarak saldırılanın sessizlikle tepki vermesi bu sahnelerin insan doğasında gerçeklikle ilgili uyandırdığı eksen kaymasını ortaya koyar .Alışılmış bir evren içinde ve doğa içinde doğa üstüyle değil doğal olanla gerilimi kurmayı başarmıştır hikaye

Slavoj Žižek, Hitchcock’un “The Birds” filmindeki kuş uçuşu sahnesini (kuşların kasaba üzerinde süzüldüğü sahne) analiz ederken, bu sahneyi “tanrısal bakış” ile ilişkilendirir. Bu sahnede izleyici, adeta kuşların gözünden dünyaya bakıyor gibidir. Žižek, bu bakışı “Lacancı Gerçek” bağlamında değerlendirir ve insanın sembolik düzeninin dışına çıkan bir perspektif olarak yorumlar.

Žižek’e göre, kuşların yukarıdan kasabaya bakışı bir tür “tanrısal bakış” olarak işlev görür, çünkü bu bakış noktası, karakterlerin kontrol edemediği bir açıdan gelir. İzleyici, bu bakış açısıyla doğrudan tanımlanamayan ve anlamlandırılamayan bir perspektife maruz kalır. Bu sahne, kuşların sadece tehdit olmadığını, aynı zamanda insanların üzerinde bilinmeyen bir güç gibi konumlandığını ima eder. Bu, doğrudan bir sembolik ilişki kurmak yerine, kuşların saldırılarının altında yatan bilinçdışı bir gerçekliğe işaret eder. nsanların dünyasını yukarıdan gözlemleyen bu güç, ne rasyonel ne de sembolik bir anlam taşır. Žižek’e göre, bu sahne, filmin genel temasını yansıtır: İnsanların sembolik düzenleri ve yaşamları, anlaşılmaz ve kontrol edilemeyen güçler tarafından tehdit altındadır.[3]

Notlar : 

[1] Bu mekanik kuşlar, Hitchcock’un gerilim yaratma ustalığını ve 1960’ların teknik imkanlarını ne kadar yaratıcı şekilde kullandığını gösterir. O dönemde bu tür efektler oldukça yenilikçidir ve filmdeki bu başarı, sinema dünyasında büyük yankı uyandırmıştır.

[2] Zizek’in Pervert’s Guide To Cinema adlı filmde birçok film gibi bu filmle ilgili yaptığı analizler oldukça dikkat çekicidir.

[3] Bu güçler şimdide çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Yayılmacı azgın ve haksız politikalar, katliamlar dünyanın başına bela olmaktadır. Nükleer tehdit, savaşlar ,virüsler…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir