“Corpse Bride: Fedakârlık ve Aşk Üzerine”/ Bir Kuşağın Filmi

2000’lerde doğan her çocuğun hayatında bir Tim Burton animasyonu yer etmiştir. 7’den 70’e geniş kitlelere ulaşan filmleri ve animasyonlarıyla bizi hem neşeye hem kedere sürüklemiş, kasvetin içinde eğlencenin de bulunabileceğini öğretmiştir.[1] The Nightmare Before Christmas’da da olduğu gibi bu eseri de stop-motion tekniğiyle çeken yönetmen, aynı zamanda bilgisayar teknolojilerinden de yararlanmış, yapımı 55 hafta sürmüş ve 109.440 farklı animasyon karesinden faydalanılmıştır. Yapımında büyük uğraşlar ve emek verilen animasyonun hala bu kadar konuşulması ve izlenmesinin altında, film ile ilgili bu özenli tavır etkili olmuştur.  

Film, Viktorya Dönemi İngiltere’sinde siyah-gri-beyaz tonların hakim olduğu küçük bir kasabada geçer. Aristokrat sınıfına mensup diyebileceğimiz fakat elinde avucunda bir şey kalmamış Everglot’ların kızı Victoria ile, henüz yeni yeni paraya kavuşan sonradan görme fakat uysal bir aile olan Van Dort’ların oğlu Victor’un evlilik arifesi ve bu süreçte yaşanan olaylar anlatılır.

Genç Victor ve ailesi, henüz ismini bile bilmediği Victoria ile bir sonraki gün gerçekleşecek olan düğünlerinin provası için Victoria’nın ailesinin malikanesinde buluşur. Henüz aileler buluşmadan Van Dort ailesi Everglot’ların kendilerine kazandıracakları görkemli baloların, nüfuzlu insanların ve gösterişli ortamların hayalindeyken; Everglot ailesi ailenin tekrar iyi bir duruma gelmesi için Victor ile evlenmesi gerektiğini, ailenin sonradan görmeliği ve geçimlerini balık ticaretiyle kazanmaları hakkında aşağılamalarıyla dolu bir konuşma gerçekleştirir. Everglot ailesinin kibiri ve Van Dort ailesinin sonradan görme hali bir araya geldiğinde tatsız ve huzursuz bir ortam oluşur, ta ki Victor ve Victoria tanışana dek. Rahibin ve ailelerin karşısında evlilik yeminin provasını yapmaya çalışan Victor birçok sakarlığa uğraması sonucu, evlenmek istemediği ve sakarlıkları bilerek yaptığı düşünülerek suçlanır ve hazır olana dek bu evliliğin yapılmayacağı söylenir. Bu sırada Lord Barkis ortaya çıkar ve kendini göstermeye çalışan bir tavırla düğün için erken geldiğini söyler Everglot ailesinin yanında kalır.

Hikayenin devamında Victor, selvi ağaçlarıyla dolu kasvetli bir ortamda düşünceli bir şekilde evlilik yeminin provasını tekrarlarken kazara yemini söyledikten ve elindeki yüzüğü, maun ağacının el şeklindeki dalına taktıktan sonra Maun ağacı sandığı Emily dirilir ve Victor kendini ölüler diyarında bulur. Ölüler diyarı, Victor’un yaşadığı kasabaya nazaran samimi, renkli ve içtendir. Tim Burton bunu bize renkler, simalar ve diyaloglarla da kanıtlamıştır. Söylenen şarkılar daha canlı ve eğlenceli; ölüler ise ölü olmaları ve soluk benizlerine rağmen bir o kadar canlı ve yaşam enerjisiyle doludurlar.

Sonrasında ‘Ölü Gelin’ Emily’nin hikayesinin hüznüyle baş başa kalırız. Emily henüz genç bir kızken, kendini Lord olarak tanıtan bir adam tarafından kandırılmıştır. Aşk uğruna kaçmak niyetiyle Emily’den istediği altın ve mücevherleri çalıp kendisini ölüme terk edişiyle ölüler diyarına gelmiştir. Emily’nin yalnızlığının son bulması ancak gerçek aşk ile mümkündür ve bu da Victor’un kazara gelişen teklifiyle gerçekleşmiştir.

Everglotlar Victor’un ortadan kaybolmasıyla kendilerini yoksulluktan kurtaracak yeni bir damat arayışına girip, Lord Barkis ile kızlarının evlenmesine karar vermişlerdir.  Victor bir yandan Emily’le olan bağlarından keyif alırken diğer yandan Victoria’nın Lord ile evliliğinin haberiyle kedere boğulur.

Bu elle her zaman senin yanında olacağım,

Kupan hiç boş kalmayacak ve

Senin şarabın ben olacağım!

Yazının bu kısımdan sonrası filmin sonu ile ilgili olduğundan eğer izlemediyseniz bu kısımdan sonrasını filmi izledikten sonra okumanız daha iyi olacaktır. Evlilik yemininin Emily için geçerliliği olmadığı anlaşılır ve Victor kendini bu ani evliliğin yaşanılabilir kılmak ve artık ölüler diyarına ait olmak için kendini öldürmeye hazırlanır. Yaşayanların diyarında yapılacak olan kilisede ki düğünde Victor zehir içerek Emily ile sonsuzluğa gidecekken, Lord ile Victoria ise düğün yemeğinde ölülerin belirmesiyle ürkütücü bir gece yaşamaya başlar. Lord’un Victoria hakkındaki kötü planları ifşalanır, bu sırada düğün kadehi zehirle doldurulur. Emily ve Victor’un nikahı esnasında Emily’nin ağzından bu sözler dökülür ve evlilik yeminine devam etmez:

Ben bir gelindim,

Hayallerim benden alındı,

Şimdi onları başkasından çaldım.

Victor ve Victoria’nın kavuştuğu anda Lord belirir ve Emily katilini hatırlar, Victoria’nın evlendiği kişi aynı zamanda Emily’nin eski nişanlısı ve katilidir. Lord, Emily’yi aşağılarcasına kadeh kaldırmak ister ve zehirli kadehi alıp yudumlar, artık o da bir ölüdür. Tüm ölüler büyük bir işkence için yer altına inerken, Emily, kilise avlusuna ağır adımlarla yürür ve ay ışığında bedeni mavi kelebek sürüsüyle toz olur. Filmin başında gördüğümüz mavi kelebek, şimdi de filmimizin sonunu getirmiştir.

Filmden anladığımız kadarıyla ne kadar bir insan ölü de olsa içinde hala insani değerler duygular taşıdığıdır, vicdan, merhamet ve en önemlisi aşk. Bazen sevgimiz için, sevdiklerimiz için büyük fedakarlıklar yapmamız gerekebilir, aşkı en güzel anlamlandıran şeylerden biridir budur. Emily ölü de olsa bir kalbe sahipti, gözünden yaş akıtabildi ve kalbi kırıldığı kadar ısınabildi de. Bazen aşk için, karşısındaki kişinin mutluğuna değecek fedakarlıklar yapabilmeli, daha mutlu olabileceği yerde sevdiğini görebilmeli, ona en iyisini hissettirmeli ve en önemlisi bazen çekilmeyi de bilmeli  Aşk bazen başkalarının hayallerini çalmak yerine, kendinizi o hayaller uğruna feda etmektir.

Victor ve Victoria’nın ebeveynleri de birbirlerini sevmediği gibi evlatlarının da sadece maddi yönde geliştirebilecek, huzuru ve mutluğu para ve kimlikle arayacak ve eşleriyle aralarında sevgi bağı olmayacağı bir evlilik istiyorlardı. Buna karşın çift ailelerinden farklı bir şeyin peindeydi, sevginin. Bunu da başardılar.

Film olay örgüsü bakımından hızlı gelişen bir yapıya sahip olsa da bu  izleyici için rahatsız eden bir durum gibi görünmüyor. Aksine izleyiciyi sıkmadan fakat hızlı da olmayan bir tempoyla öyküyü ilmek ilmek işlemiş Burton. Animasyonun seslendirilmesinde Tim Burton’un iki favori oyuncusu olan Johnny Depp ve Helena Bonham Carter’ın yanı sıra Emily Watson rol almış. Yapımında büyük bir emek barındıran film aynı zamanda müzikleriyle de ön plana çıkıyor.[2]

Notlar


[1] Kişisel olarak bu film benim en sevdiğim filmler arasında yer alıyor.

[2] Müziklerini Danny Elfman’ın üstlendiği Corpse Bride Soundtrack albümününde The Piano Duet ve Victor’s Piano Solo en sevilen parçalar arasında yer alıyor.

[3] Filmde karakterlerin müzik ve piyano vasıtasıyla konuştuğu o ok güzel sahne için bkz: https://twitter.com/ebrarkoese/status/1529615476179013633?t=4agIYliJsmF1exowUvEcDw&s=19

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir