Taşların Anlattığı

Kalplerin taşlaşmadığı yüreklerde yankı bulan bir hikâye…

Anlatıcı, avlunun kızıl taşları.

Kapak resminde, taş duvarın içinden filizlenen bir bitki: hayatın en olmadık yerlerinden fışkıran umutlarımız gibi.

Kitap, Luka 19:40 ile başlar:

“Eğer onlar sessiz kalırsa, taşlar haykıracak.”

Bir haksızlık karşısında hakkı savunması gerekenler susarsa, en basit, canlıdan bile sayılmayan taşlar Hakkı haykıracaktır.

Bu ayeti okuduğumda aklıma bir hadis geldi:

“Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek ‘Ey Allah’ın kulu! Gel bak, benim arkamda bir Yahudi var, buraya gizlendi; gel, onu cezalandır.’ diyecek.”

İsrail’in zulmü ve dünyanın sessizliği…

Engelli bir çocuğun doğumu sadece fiziksel bir zorluk değildir; tüm aile bireylerinin kimliğini sorguladığı, anlam arayışına sürüklendiği bir varoluş hâlidir.

Bu çocuk, görünüşte “uyumsuz” olsa da hakikatte fark yaratan bir varlık olarak resmedilir.

Onun varlığı, ailedeki herkesin iç dünyasını dönüştürür.

Ama bu dönüşüm, her bireyde aynı şekilde yaşanmaz…

Kitapta, bir yetişkinin (!) ağabeye sorduğu “Yanında niye bu maymunu gezdiriyorsun?” cümlesi beni yıllar öncesine götürdü.

İstanbul’da bir markette, sendromik görünümlü çocuğuyla alışveriş yapan bir annenin ardından, başka bir çocuğun “Anne, aaa maymun!” dediğini duyduğum anı hatırladım. O zaman da çok üzülmüştüm.

Evet, o ağabeye biri ilerde “Hangi mesleği yapacaksın?” diye sorduğunda, elbette yanıtı “AĞABEY” olacaktı. Tahmin etmiştim.

Başlarda hikâyeyi ağabey gözünden okuyanlar, kız kardeşi vicdansız bulmuş olabilir.

Oysa kız kardeşin çabası, niyeti ve direnci bizi derinden etkiledi.

Ve şu satırlar zihnime kazındı:

“Eğer bir çocuk hastaysa, bir gözün daima diğer çocukların üzerinde olması gerekir.

Zira sağlıklı olanlar patırtı çıkarmaz; onlara sunulan hayatın kesik köşelerine uyum sağlarlar.”

Ve onları, dalgalardan nefret etseler bile deniz fenerinin bekçisi yapan da budur.

Hayata “hayır” demeyi düşünmezler.

Oysa üşümemek de, korkmamak da normal değildir.

Kız kardeşin tek amacı, ailesinin boğulmasına engel olmaktı.

Sonuncu kardeşin gelişiyle hikâye tamamlanır.

Ama bu, sadece bir kardeşlik hikâyesi değildir:

Bir yaralı, bir asi, bir uyumsuz ve bir büyücünün hikâyesidir.

Travmanın aile bireyleri üzerindeki etkisi doğrudan değil;

Katman katman açılan bir acı olarak yansır.

Ve en çok da suya, toprağa, göğe sarılan metaforlarla hissedilir.

Kaybedilen çocuk, geride kalanların gözünde artık bir mit, bir simge, bir rehber ruha dönüşür.

 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir