Sabahın Üçü

Genç Antonio, çocuk yaşta annesi ve babası ayrılan, bu süreç içinde nöbet atakları yaşayıp epilepsi
tanısı alan bir hastadır. Marsilya’da bu konuda deneyimi çok olan, alanında uzman doktorun methini
duyan aile, soluğu bu liman şehrinde alır. Bu sürecin ergenlik sonunda geçici olduğunu öğrenen aile
rahat bir nefes alır. 3 yıl sonra son kez yapılacak test ile hastalığın atlatılıp atlatılmadığı netleşecekti.
Nihayet bu test zamanı gelince, anne işleri dolayısı ile yıllardır ayrı düştüğü babası ile gideceklerdir. Bu
test için 2 gün boyunca uykusuz kalmaları gerekecektir. Epilepsi atağı uykusuzluğa rağmen
tetiklenmezse tamamen iyileşmiş sayılacak ve ilaçlardan kurtulacak demektir. Bu kırk sekiz saatlik
uyanık kalma mücadelesinde babası ile müzik, aşk matematik ve felsefe üzerine sohbet ederek
çocukluktan beri yıkık olan köprülerin yeniden inşasına tanıklık ediyoruz.
Kirkus Reviews ‘in dediği gibi ‘’ yürüyerek çıkılan bir yolculuk, kanlı canlı fakat yine de sessizce yas
tutan bir öykü.’’
Daha yenice Marsilya’dan dönen biri olarak, betimlemeleri ile şehri ne güzel anlattığını , kendimi
bende o sokaklardan geçtim hissini en derinde yaşattığını altını çizmek isterim.
Hani bazı romanlar vardır, sonuna yaklaşınca bitmesin diye ağırdan aldığınız , ‘Sabahın Üçü’ de
onlardan biri.
Hatay Antakya’da başladığım mecburi hizmet günlerinde kitapta da geçen hayatının nerdeyse
tamamını Mısır İskenderiye kentinde geçiren Yunan şairi Kavafis’in şiiri ile bitirmek istiyorum:


Elden Geldiğince
Dilediğin gibi değilse yaşamın,
Hiç olmazsa çalış
Elden geldğince; kirletme onu
Kalabalığında yeryüzünün,
Koşuşturmalarla, konuşmalarla.
Kirletme yanına alıp sürükleyerek,
Sunarak ilişkilerin
Toplantıların
Günlük bayağılığına
Yaşamak yabancı, ağır bir yük oluncaya.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir