Hangi milletten olursa olsun, hiçbir insan diğerinden değerli değildir.
(Miller, Achilles’un Şarkısı)
Mitlerden Günümüz İnsanına Varış
Mitoloji, mit veya söylen bilimi belirli bir din veya kültürdeki insanlık ile evrenin yaratılış ve doğasını,
geleneklere özgü inanç ve uygulamaların sebebini açıklamaya yönelik söylencelerin tümü. (Vikipedi)
Birçok farklı kültürün mitleri olmasına rağmen, dünya tarihinin en popüler mitleri kuşkusuz
Yunanlılara aittir. Yunan mitolojisi yüzyıllardan beri insanlığın ilgisini çekmiş ve üzerine de birçok
yorum yapılmıştır. Yunan Mitolojisinde evrenin tüm yaratımı ve yönetimi Olimpos’ta yer alan 12 tanrı
tarafından yapılmaktadır. Bu tanrıların evrenin yönetiminde farklı görevleri olduğu gibi bunun
yanında hepsinin belli sembolleri ve insani davranışları bulunmaktadır.
Zeus/ Temsil: Hava/ Simge: Kartal, Yıldırım
Hera/ Temsil: Gök/ Simge: Tavus
Athena/ Temsil: Şimşek/ Simge: Kalkan, Zeytindalı
Apollon/ Temsil: Güneş/ Simge: Yay, Lir
Artemis/ Temsil: Ay/ Simge: Geyik, Hilâl
Hermes/ Temsil: Yağmur/ Simge: Kanat, Yılanlı asa
Hephaistos/ Temsil: Yer altı ateşi/ Simge: Çekiç, Örs
Hestia/ Temsil: Ocak/ Simge: Kutsal ateş
Ares/ Temsil: Tırpan/ Simge: Miğfer, Mızrak
Aphrodite/ Temsil: Aşk/ Simge: Güvercin
Demeter/Temsil: Toprak/ Simge: Buğday demeti, orak
Poseidon/ Temsil: Deniz/ Simge: Üç dişli yaba
İnsanlığın bu tanrıları ve onların kahramanlık hikayelerini neden yarattığı sorusu aklımıza gelebilir.
Bunun nedeninin insanın doğayı ve insanı anlamlandırmaya çalışırken onu somut figürlerle gösterme
ihtiyacı olabileceğini söyleyebiliriz. Diğer kültürlerde de benzer mitolojiler olsa da insana yüklenen özelliklerin en çok somutlaştığı örnek Yunan Mitolojisidir. Eski Yunan’da insanlar doğa olayları ve yaşamsal olayları tanımlarken somut gerçekler yaratmıştır. Örneğin, yaşanan büyük hava olaylarında yıldırımların düştüğünü gözlemleyen insanlar bunların bilimsel açıklamasını yapamadığında, bunu bir tanrının yapmış olabileceğine inanmıştır. Bunu deniz kazaları, ölüm, kıtlık gibi ne olduğunu tam anlayamadıkları her durum için yapmışlar ve bu tanrıları insani özelliklerle tasvir etmişlerdir. Pagan dinlerinin birçoğunda da bu tarz
anlamlandırmaları görebiliriz.
Mitolojik düşüncede mucizeler vardır. Tanrılar bir anda her durumu değiştirebilir. Oysa akılcı düşünce
sistemine geçtikçe ve doğayı bilimsel açıdan ele almaya başladığımızda bu mitler önemini
kaybetmeye başlamıştır. Bu noktadan sonra doğayı anlamaya çalışan doğa filozofları Antik Yunan’da
ortaya çıkmıştır. Mitolojinin mucizelerinden uzaklaştıkça, felsefi düşüncenin somut gerçeklik arayışınageçiş yapılmaya başlamıştır. Aslında temel felsefi düşüncenin ilk tohumları Antik Yunan değil, doğu
medeniyetleridir. Ama onları bu kadar öne çıkaran belki de güçlü mitolojik karakterlerle donatılmış
Yunan mitolojisinin ötesine geçip, dünyayı mantıklı ve bilimsel şekilde ele almaya çalışmaları
olmuştur. Yunan mitolojisinin en güçlü şairi olan Homeros’un İliada ve Odysseia eserleri günümüzde de
popülerliğini korumaktadır. İliada’da Homeros Truva Savaşını, savaşın ünlü savaşçısı yarı tanrı
Akhilleus’u ve onun tüm savaşın seyrini değiştiren gazabını anlatmaktadır. Odysseia’da da savaşın
sonuçları ve yaşamın yeniden nasıl şekillendiği anlatılmaktadır. Savaş insanlar arasındadır ama
tanrılar hep son sözü söyleyen olmuştur. Bu iki kitap Yunan mitolojisinin en önemli eserleridir. Çünkü
karakterlerde hem insana dair her duyguya yer verilmiş hem de tanrısallığın gücü yansıtılmıştır.
Yunan tanrılarının insan biçiminde ve insani özelliklere sahip oluşu, psikoloji biliminde de karşılığını
bulmuştur. Carl Gustav Jung’un (1865-1961) kollektif bilinçdışı kavramına (evrensel en eski
düşüncelerin ve simgelerin insan zihninde yer alması) ile arketiplerine baktığımızda, Yunan
mitolojisindeki farklı insani özellikleri olan tanrıların ve onların simgelediği figürlerin günümüz
insanının kolektif bilinçdışı ile ilişkilendirilebileceği öne sürülmüştür. Yine rüya yorumlarında da bu
sembollere atıflar yapılmıştır.

Yunan mitolojisindeki hikayeleri günümüz çağdaş edebiyatına da ilham olmuştur. Amerikalı yazar
Madeline Miller (1978- ) Yunan mitolojisindeki mucizeli hikayeleri, yeniden yorumlayarak günümüz
okuyucusuna sunmuştur. Achilles’un Şarkısı romanında İliada’da yer alan Truva Savaşlarından, yarı
tanrı olarak nitelendirilen Achilles’un hayatından Patroclus ile arasındaki ilişkiden söz edilmektedir. Yayınlandığı anda büyük yankı uyandıran bu kitapla Miller ilk ödülünü almış ve edebiyat dünyasında yerini almıştır.İkinci kitabı Ben Kirke ise Homeros’un Odysseia kitabında bahsi geçen bir tanrıçadır. Kirke’nin sürgün olduğu adada yaşadığı aşkları, yaptığı büyüleri ile okuyucu uzun ve tılsımlı bir yolculuğa çıkmaktadır. Miller bu eseri ile de edebiyat dünyasında yerini sağlamlaştırmıştır.
Son olarak yine Yunan mitolojisinde Pygmalion tarafından yaratılan ve Afrodit tarafından hayata
döndürülen kadın heykeli olan Galatea’nın öyküsünü anlatmıştır.
Miller’ın yüzyıllardır tarihin tozlu raflarında kalmış bu güzel hikayeleri akıcı ve güzel bir kurguyla
yeniden okuyucu ile buluşturması kesinlikle heyecan vericidir. Tüm dünyada sevilen ve Miller’e büyük
başarılar kazandıran bu romanlar, aslında Homeros’un zekası ve yaratıcılığının başarısı mıdır bu da
tartışmaya açık bir konudur.
“Yüreklerimizde gerçekte ne olduğu bilinseydi kaçımız affedilirdi?”
(Miller, Ben Kirke)