Sayı sistemleri ve sayılar genel olarak insanların ve toplumların düşünme biçimini, teknik düşünsel ve bilimsel gelişimlerini etkilemiştir. Hint/Arap sayı sisteminin tüm dünyada kabul görmesi meselesi tarihsel gelişim açısından uzun bir süreç almıştır.
Aslında sıfır eski çağlardan beri var olan bir kavramdır. Babil tabletlerinde ve Maya yazılarında karşımıza çıkan sıfır o zamanlar mevsimlerin akışı ile ilgili hesaplarda kullanılırken birçok eski ilim erbabının da sıfırı hesaplarında bir şeyin yokluğuna vurgu yapmak için kullandığını görebiliriz.
Bununla birlikte 0’ın bir kavram olarak kullanılması Hintliler tarafından yapılmıştır. Bu durumda Hiçbir şeyin bir şey olduğu düşüncesinin köklü olarak yer aldığı bu coğrafyada bu kavramsallaştırmanın olması beklenen bir şey midir?[1] Nirvana hali bir hiçlik hali değil midir? Arzu ve endişelerin prangalarından ebedi kurtuluş hali. Bu halin simgesi şunya (şunyata ) aslında sıfırın da şekle gelmiş halini oluşturur.
Bu mesele uzun; üzerine düşünülecek belki de yazılacak bir mesele. Bu noktada yazının esas amacı olan kitaba dönersek bu sembol bir harf olarak 0 numaralı yolcunun (Sofya’nın)[2] boynuna asılı. Kolye de aslında annesinin isminin baş harfi olan O var, fakat gören herkes kolyeyi 0 olarak algılıyor.
2050 yılında açlık, savaş, salgın hastalıklar yeryüzünden silinmiş, Dünya genel zekâ sistemi Gaya tarafından yönetiliyor. Gaya’yı denetleme görevi, ailesini yapay zekâ karşıtı gösterilerde kaybetmiş Sofya’ya verilmiş. Sofya aslında bir yetim ve kendi gibi başka bir yetim olan Suriyeli Faris ile bir aile kurmuş. Pia diye bir kızları var. Bu acılardan doğan mutluluğun içinde yolculuğa bir hazırlık var çünkü Sofya Makinanın kalbi diye bir kitap yazmış. Sofya Gaya’nın yol göstericilerinden biri olarak seçiliyor ve onun bulunduğu yuvaya giderken bileğinde (daha sonradan Gaya’nın önerdiğini anlayacağımız ) sonsuzluk bilekliğini taşıyor
Gaya kontrolden çıkmasın diye bazı tedbirler alınarak bir yerde tutuluyor. Fakat Gaya bu aşamayı çoktan geçmiş. Sofya da çok geçmeden bunu anlıyor. Romanın bundan sonraki kısmında okuyucu için sürpriz bozan şeyler söylemek istemem, fakat biraz Gaya’dan bahsetmek gerekir.

Gaya aslında tanıdık bir karakter. Benzerlerini daha önce farklı eserlerde de sıkça gördüğümüz West World dizisindeki genel zekayı anımsatıyor.[3] Gaya mitolojik ismiyle Gaea ya da Ge, Yunan mitolojisinde yeryüzünün kozmik bir varlık olarak kişileştirilmiş halini temsil ediyor. Doğurgan, engin görüşlü Toprak Ana. İlk aklı inkar eden fikirlerin farkına varmadan kozmosa yüklediği anlamın mitik karşılığı. Fonetik anlamda “Gayya “ kelimesini de çağrıştırıyor . Nitekim bu kelime bir cehennem kuyusu /deresi çukuru olarak tam karşıt yönde duruyor, olumsuzlama yapıyor. Bu noktada romanın bir yerinde Pia’nın benzetme yaparken kullandığı kuyu kelimesi de bilinmezliğe ve genel zekaya yönelik korkuya /olumsuzlamaya bir atıf olarak değerlendirilebilir. Roman içinde bu örnekleri çeşitleyebiliriz. İnsan zihnini kuran fikrin nesnesinin beden olması düşüncesi, yani fiili olarak var olan belli bir yer kaplama tavrı olması düşüncesi [4] karşılığını transhümanist bir örnek ve bakış açısıyla Han karakterinde bulurken, (yapay/genel zekanın ihtiyacı olan ortaya çıkardığı beden, postinsan) yeryüzünün, yani dünyanın (kaçınılan doğanın) yok oluş korkusuna karşı mümkün bir gerçekliğin arayışına girilir. Marsa koloni kurulmuştur. Diğer yandan singularity, posthumanizm, nüfusun azaltılması, yapay gerçeklik ve daha bir çok güncel ve önemli konu etrafında dolanıyor hikaye. Bu noktada mitolojik atıflar, teolojik ve varoluşsal sorular geliyor akla.
O numaralı yolcu, yokluktan sonsuza uzanan düşünsel alan içinde birçok sorunun cevabını bazen öznel görüş içinde kendi cevaplamak istese de çoğunlukla nesnel yaklaşımla ortaya koyan Inception’dan Lucy’ye birçok filme esere açık ve kapalı göndermelerle/selamlarla dolu Türkiye’den ve Türkçe bir kurgu olarak meraklısını bekliyor.

Notlar:
[1] https://www.theguardian.com/science/alexs-adventures-in-numberland/2013/oct/07/mathematics1
[2] Yani Bilge’nin
[3] Tamamen serbest çağrışımla romanı okurken 1992 yapımı Bahçıvan filmini de anımsadım.
[4] Spinoza (2012). Ethica. (Çev.: Çiğdem Dürüşken), İstanbul: Kabalcı Yayıncılık