Hallerin Esiri: Hallerin ve Anların Romanı

Boşluğun ortasında
Bir hayal Urfa’sında
Kara yılanların ,
Öğlen uykuları
Fıstık ağaçları
Ve divaneler arasında
Ölüm ve çocuk
İki kelimedir
Ve yana yana gelince onlar
Bir şiir olur gördüklerin.

Hallerin esiri halleri ortaya çıkaran an’lara odaklanan bir roman. An’lar da ortaya çıkan dizeleri topluyor. Bu şiirsel anlatıya girizgâhı bir şiirle yapmak istedik. Bu anlatı içinde ortaya çıkan iki kelime belirliyor anlamı. Çocuk ve ölüm. Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatırlamadır’ der Louise Glück. Hamit’in yani Hemo’nun çocuk bakışını hatırlamasını okuruz romanda. Hatırlamak sancılı bir süreçtir. Daha ilk cümleden yaşamı bir çocukluk mezarı olarak betimler Hemo. Yine de anlatıyı sürdürür. Anlatı “çirokbej” dedenin hikâyeleriyle başlar. İbram Dede’nin anlatısı ve dört ses: Yanan odun, kaynayan su, çay kaşıkları ve yudumların sesi. Sıradan acı veren hatıralar ve bir klişe/tipoloji olarak ya da onun üzerinden özellikle İran Sinema anlatısında görmeye alışkın olduğumuz alegoriyle “işe yaramaz erk”i temsil eden babaya dair kötülüğü okuruz.


Bu arada anlatıda ölümler; her şeyi değiştiren, dönüştüren ölümler gözükür. Önce ilk arkadaş, ilk dost Müslüm ölür. Çocuktur; başka bir çocuğun elinden kazara çıkan bir kurşun ile ölür. Günler güneşle başlar ayla biter der Hemo, ama Müslüm için tıpkı onun da dediği gibi hayat sonu olmayan bir gökyüzü gibidir diye tamamlar sözlerini.

Ölümler devam eder. Rezan, Dicle, Ömür ve son olarak da ağabey Salih… Hemo tüm bu ölümleri anlatırken arada, insana aşık olan yılanları, milleti tokatlayarak (fiziksel) görünmeyeni kovduğu düşünülen üç kağıtçıyı , darda kalmışları anlatır. Öyle ki hatıralar bir akış içindedir ve zihin perdesine düşenleri okuruz. Hamit bazen bir ağacın açmasından , bazen bir dizede Melami ihtiyarlardan bahsederken, gizlice görülen Rifai gülünden ve bakkal alışverişlerinden de bahseder.. Tüm bu akış içinde baskın olan ise şiirdir. An’larda ortaya çıkan dizeleri topluyordur Hemo; ağabeyi Salih kendini astığında cebinden çıkan mektupta da dediği gibi “Ölüm de bir şiir değil midir?

Yazıyı kitaptan bir dize ile bitirelim ;


“Burada her ağaca bir bulut düşüyor
her buluta bir dağ
oysa insan yalnızlıktan evvel kurudu
bu yüzden gökyüzü tavandadır
ben asılı değilim”
“Hasan Bozdaş”

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.