Rope

Gerilim sineması dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Alfred Hitchcock’tur. Kendine has çekim teknikleriyle sinemada biçimin önemini kanıtlayan, güçlü gizem sarmalıyla hikayeleri beyazperdeye aktaran en önemli bir sinema figürüdür. Rope, Türkçe adlandırılmasıyla Ölüm Kararı, Hitchcock’un ilk renkli filmi olma özelliğini taşır. Yaşanmış bir olaydan uyarlanan filmden önce Patrick Hamilton’ın yazmış olduğu ‘Rope’s End’ isimli tiyatro oyunu sahnelenmiştir. Sonrasında senaryolaştırılan hikaye, filmde de olduğu gibi tek mekanda geçer ve izleyiciye tiyatro hissi yaşatır. 

Film, tanışıklıkları üniversitede başlayan ve aynı evde yaşayan iki arkadaşın -Phillip ve Brando-, ‘Üstün Irk Teorisi’nden etkilenerek yine üniversiteden tanıdıkları olan David’i öldürmeleriyle başlar. Güpegündüz iple boğup akabinde evde bulunan sandığa cesedi saklayan Brandon ve Phillip, akşamında evde David’in ailesi, nişanlısı ve ortak tanıdıklarıyla küçük çaplı bir kutlama organize ederler. Kutlamaya katılması beklenen David’in kayıp olduğunun fark edilmesiyle gerilim ve şüphe tavan yapar. Davetliler arasında olan huzursuzluk ve ümitsiz bekleyiş, ziyafet esnasında da sürer. Davetlilerin diyaloglarında devamlı cinayet ve cinayeti meşrulaştırma adına tartışmalar süregelir fakat tek bir kişi dışında sohbet içinde bahsedilen kavram olan cinayetin herhangi bir şekilde gerçekleşmiş olduğunun farkında değildir. Davetliler arasında olan Rupert -aynı zamanda gençlerin üniversiteden felsefe hocalarıdır- geçmişte Brandon ve Phillip ile konuştukları Nietzsche ve onun ‘Üstün Irk’ teorisi hakkında konuşur. Geçmişte konuşulan bu teori ve cinayet işleme sanatı gibi konular, yaşanan cinayetin ilham kaynağı olmuştur. 

Cesedin evden çıkarılmayıp göz önünde bırakılması, cesedin içinde bulunduğu sandığın yemek servis edilecek şekilde kullanılması seyirci için hem histerik hem ürkütücü gelmektedir zira göz önündeki durum/nesne, insana zamanla görünmez gelecektir. Sandık, Rupert dışında kimsenin ilgisini çekmez çünkü katiller, bir nevi akıl hocaları olan Rupert’ın ilgisini çekeceğini -özellikle Brandon- ve gizem sarmalına dahil olacağını zaten tahmin etmektedir. 

Cinayetin işlenmesi, Brandon ve Phillip’in Üst-İnsan teorisine olan takıntısı dışında akıl hocalarına kendini kanıtlama, Üst-İnsan olduklarına dair hislerini/hazzı doruğa çıkarma gibi nedenler yatar. Psikolojik gerilim türüne ait olan bu kült eser, çevremizdeki sınıflandırmalara ve kötü arzulara göz atmamızı sağlar. Teori üzerine işlenen bir cinayet düşüncesiyle davetliler arasında yapılan tartışmada, Mr. Kentley’nin teori aksine bu fikri barbarlık olarak görüp Hitler benzetmesiyle tartışma tavan yapar, 1948 yapımı olan film aynı zamanda Neo-Nazizim düşüncesini altedecek fikirlere sahip bir yapıt olur. Aynı zamanda bu sahnede Brandon’ın içindeki cinayeti meşrulaştırmaya çalışan ego ve kibir büsbütün ortaya çıkar. 

Rupert’ın güçlü şüpheleri sonucu ortaya çıkan cinayette, fark ediyoruz ki Brandon’un takdir beklemesinden ve işlenen cinayetten hastalıklı bir şekilde övünç duymasından ötürü cinayeti bile isteye ortaya çıkarabilecek olan tek kişi olan Rupert’ı özellikle kutlamaya çağırmıştır. Brandon’ın yozlaşmış ve keskin düşüncelerinin yanında Phillip film boyunca obsesif ve paranoyak bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Film boyunca beklenen alkış ve övünç duygusu yerini Rupert’ın  tasdiklediği Üst-Irk kavramına olan sorgulayıcı ve bir o kadar aşağılık hislere bırakır. Rupert’ın Brandon’a dediği gibi ‘Şimdi sen, bir tokat gibi sözlerimi yüzüme vuruyorsun!’ cümlesi bir hezeyana dönüşür ve bizlere tasdik ettiğimiz durum/olgular yakınımızda görünene kadar gerçekçi gelmediği çıkarımına vardırır. 

Film yaşanmış bir cinayeti konu alsa da soyut bir bakış açısıyla gözden geçirdiğimizde filmde hem felsefi hem de alegorik birçok detayın hakim olduğunu fark ederiz. . Film sinema açısından çok önemli özelliklere sahiptir. 80 dakika süren film bu süre zarfında geçen olaydan ibarettir, herhangi bir flashback/flashfoward içermeden hikayeyi bize olduğu gibi aktarır. Görüntülerin kesintisiz olmasıyla beraber kamera devamlı tetikte ve hareket halindedir.  Sinemadaki kurgu olgusunu neredeyse yıkan film, her biri neredeyse 10 dakika olan 10’ar makara film kullanarak çekilmiştir. Her makaranın bitiminde belirgin olmaması amacıyla ya duvarın bitimine veyahut karakterlerden birinin sırtında kapanır, dolayısıyla hiçbir geçiş görüntüsü olmadığından seyirciye tiyatro esintisi sunar. Kesintisiz çekilen her sahne hem oyuncular için, hem de set çalışanları için zorlu bir süreç olsa da izlendiğinde sonuçta kusursuz bir teknik ortaya çıkmıştır.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.