Sineklerin Tanrısı Mercan Adası hikâyesinin farklı, ters bir okuması olarak kurgulanmış (hatta romanda bu hikâyeye de gönderme yapılır) bir alegori olarak değerlendirebiliriz. Tarihi modern çağ olarak bulanıklaştırılmış bir dünyada kurtarılması için bir uçağa doldurulan çocukların uçağı ıssız bir adaya düşer. Bu adaya düşen çocuklar başlangıçta belirli kurallar etrafında bir düzen oluşturmaya çalışsa da bir süre sonra işler çığırından çıkar. Anlatının çarpıcı tarafı insan doğasını saflık ve masumiyetle ifade edebileceğimiz çocuklar üzerinden anlatması ve çocukların geçirdiği acımasız dönüşümü en yalın haliyle ortaya koymasında saklıdır.
Yetişkinlerin günahsız gözüyle baktıkları çocukların, eğitimin ve düzenin olmadığı bir yerde kendi düzenlerini kurmalarını; bunu da arada karakterlerden duyduğumuz yetişkinlerin dolayısıyla kuralların ve yasanın olmadığı boyun eğecekleri bir şey olmadığı bir yerde, vahşi doğaya ait bir içgüdüyle – Medeni Büyük Britanya İmparatorluğu eğitiminden geçseler bile!- süratle birer vahşiye dönüşmelerini anlatmaktadır.

Hikâyede ön plana çıkan karakterlerden Jack ve Ralph hikâyenin gidişi ve olay örgüsü içinde demokrasiyi sağduyuyu ve karşıtı olarak zorbalığı, diktotaryayı simgelerken domuzcuk karakteri ise farklı bir ağızla konuşması, fiziksel yetersizliği ve sosyal sınıfıyla dışarıda kalanı, (kolay harcanan),ötekini temsil etmektedir. Avrupa’da yükselen aşırı sağcı/faşist akım karşında demokrasiyi ön plana çıkaran yaklaşımın göz ardı ettiği azınlıklar mülteciler yada ülkeye dışardan gelenlerin (özellikle Ukrayna Savaşı’nda Avrupa’da ön plana çıkan nüfus hareketliliği sonucunda neler olabileceğini zaman gösterecek) yaşayabileceği dışlanma/akıbet hakkında bazı ipuçları vermektedir.
Romanda önemli bir diğer hususta isminden kaynaklanmaktadır. Sineklerin Tanrısı antik Filistin’de tapılan eski tanrılardan biri olan Beelzebub’ın –ki Yeni Ahit’te Şeytan’ın adlarından biri olarak kullanılır- bire bir İngilizce çevirisidir. Bununla birlikte özellikle Sümer ve Babil’de aşağı sınıf halklar için de sinek kelimesi kullanılmış. Bu aşağı sınıf için kullanılan kelime hikayede kendine bir allegori alanı bulmuştur İçsel bir çocuk olan ve bu yönüyle diğerlerinden ayrılan Simon Sineklerin Tanrısı ile konuşabilen tek kişidir. Sineklerin üşüştüğü tahtaya geçirilmiş domuz başından sesler duymaya başlayan Simon sezgiyi ve dini temsil etmektedir. Yazarda bir röpörtajında Simon’u Hz İsa’ya benzettiğini (saf iyilik, inanç) söylemektedir. İlginç bir şekilde inancın temsilcisi Simon ve bilimsel aklın temsilcisi Piggy bu akıl tutulması içinde katledilmiştir.

Bir romanın ya da anlatının başlangıçta ne kadar sıkıcı olsa da özellikle hikaye ritmi ve hep üzerinde düşünülmesi gereken sonuyla nasıl ön plana çıkabileceğini hatta nasıl bir kült eser olabileceğini gösteren bu roman bir yandan da 1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikoloğun öğrencileri ikiye ayırarak gerçekleştirdiği Standford Hapisane deneyini hatırlatmıştır.( O deneyde de bir süre sonra gardiyan rolüne bürünenlerin değişimi ve tabiri caizse içlerindeki Beelzebub’u çıkarmaları ile mahkum rolüne bürünenlere olan davranışları dikkate değerdir.)
Not: Kitap 3 kez sinemaya uyarlanmıştır. 1963 Lord of The Flies (Peter Brook), Lord Of The Flies 1990 (Harry Hook), 1975 Alkitrang Dugo (Lupita Aquino-Kashiwahara –Filipin Fimi )
