Yapay gerçeklik ya da bilincin dijital olarak aktarılabilmesi konularını son dönem sinema ve dizilerde sıklıkla görmeye devam etmekteyiz. Kimilerine göre teknolojiyle ilgili bir distopya örneği olan Black Mirror adlı dizinin birçok bölümünde konuya dair anlatıları görmek mümkündür. Bu anlatıların bazılarında duyu organlarından alınan verilerin kaydedildiği (görme işitme gibi kaydedildiği yada ortaya çıkarılabildiği) yani insan bilincinin takip edilebilir hale geldiği anlatılar; ( Entire History of You, Crocodile, ArkAngel gibi bölümler ) ya da bilincin aktarılıp çoğaltılabildiği, sanal ya da arttırılmış gerçeklik içinde bilince dair tecrübenin farklılaştığı, dijital kopyaların ortaya çıktığı anlatılar (Black Museum , Playtest , Hang the DJ, San Junipero, White Christmas, “USS Callister” gibi bölümler ) yer almaktadır. Bu anlatılarda sanal gerçeklik, dijital bilinç ve yapay insan konuları tartışmaya açılmaktadır. Ayrıca sinemanın dolaysız gösterme yeteneği ile bu konular üzerinden ele alınabilecek insanın varoluşu, bedensiz zihinlerin varlığı, kimlik, kişisel hak ve hürriyetler, insan doğası gibi konular hakkında birçok öngörüyü ve değerlendirmeyi sunmaktadır. Yine dijital zihni bir başka açıdan ele alan Altered Carbon dizisi ise bilincin aktarılabilmesi üzerinden beden ve mülkiyet, yapay gerçeklik ve hukuk gibi birçok konuda projeksiyonlar sunmakta ve aslında sorular sormaktadır. Sinemada geçmişte de karşılaşılabilecek ve çok kolay bir şekilde bir kronolojiye bağlanamayacak bu tarz sorular, ait olduğu dönemin teknolojik ön görülerini ve dönem hayallerini yansıtmaktadır
1972 yılındaki kült filmin dizi versiyonu olarak uyarlanan Westworld dizisi ise birçok açıdan konuyla ilgili bağlantıları ve hikâyeleri içinde barındırmaktadır. Dizide robotların kelime kökenlerine uygun bir şekilde (sahipleri olan şirkete ödenen) belirli bir ücret dâhilinde kullanılan köleler olduğunu görürüz. Türün ilk hikâyelerindeki robot isyanlarını andıran bir başlangıç söz konusudur. Asimov’un Frankeistein sendromu[1] dediği olayın öncesinde robotların bilinç kazanma meselesi bir yazılım açığına (özellikle böyle bir yol izlenmiştir ) ve ilk tasarımcıya bağlanmıştır. Acılar üzerinden (tam da beklenildiği üzere ) ortaya çıkan aydınlanma ve bilinç (bir noktada irade), robotların bir kimlik ve varoluş kazanmasına sebep olacaktır. Özellikle bilişin duyguyla olan birlikteliği (muhakeme ile olan birlikteliği) bu robotların neredeyse insandan ayırt edilemeyecek hale getirmiştir.[2] Dizide tüm sistemin tasarımcısı olarak ortaya çıkan Ford karakteri yaşatmış olduğu geçmişiyle (geçmişine ait robotlar), kendi de bir robot olan -fakat robot olduğunu bilmeyen-Bernard karakterini tasarlamasıyla ön plana çıkmaktadır. Bir hikâye etrafında olayları planlayıp, nihayetinde kendi ölümünü ortaya koyması ve bu sanal gerçeklik içinde bir katmanda dijital ikizinin varlığını sürdürmesiyle adeta tüm yapay insan fantezisinin ve fikrinin temsillerini barındırmaktadır.[3] Hikâyede ikinci sezonun sonunda kendi prangalarından kurtulma yolunda isyanı tercih eden robotların ulaştığı (göreceli) cennet iması ise hikâyenin açıkça felsefi düşünce ve inanç sistemleriyle olan ilişkisini ortaya koymaktadır.
Sinemadaki robot ve yapay zeka yapay gerçeklik meselelerinin elbette ana kaynağı ait olduğu zamanın düşünsel arka planıdır. İş aleti insana hayatı kolaylaştırırken O’nun kendi ölümünü uzaklaştırmaktadır. Makinada ise insan esasında bu uğraşı yüceltmiş ve kendi yok oluşu, ölümünden uzaklaştıkça doğaya karşıda uzaklaşmıştır. Bilimsel yöntem ve tekniklerle doğa üzerinde gittikçe daha keskin bir iktidar kuran insan, yine bu tekniklerle insanlar üzerindeki tahakküm içinde saf kavram ve aletleri elde etmiş, teknolojinin özgürleştirici gücü ile şeylerin araçsallaşması olmuş,[4] zincirinin nihai halkası insanların araçsallaşmasına dönmüştür. Robot düşüncesi insanın muadili olarak insan yerine metal ve yenilmez özellikleriyle ortaya çıkan bu robotları ortaya koymaktadır. Yapay insan düşüncesi askeri alanda, sağlık alanında ve akla gelen tüm alanlar için insan muadili araçlar olarak sunulmaktadır.
Teknolojinin sürekli gelecek ile ilgili varsayımlarda bulunması taşımış olduğu anlam ile ilişkilidir. Bu sebeple teknolojik söylem her seferinde geleceğe dönük bir hedef koyarken, esasında bugün için pratik kolaylıklar sağlamaktadır. Teknolojinin gelecek ile ilgili söyledikleri ise bununla sınırlı değildir. Bir tehlikeyi (çözüm vadederek ) işaret edebilir ya da bizzat bir tehlikenin müsebbibidir.[5] Kozmosun ya da âlemin varlığı ve hakikati insan varoluşunun konumlandırıldığı[6] bir sahne olarak ortaya çıkmaktadır. Doğanın teknolojiyle ilişkisi bu noktada belirginleşmektedir. Pratikte şimdiye ait bir söylemin muhatabı olan dünya (ya da evren) insan erkinin ortaya koyduğu eylemler sonucunda tahrip olmaktadır. Sürekli gelecek ile ilgili varsayımlarda bulunan teknoloji esas itibariyle futurizm ile güçlü ilişkiler barındırmaktadır. Futurizm makine çağını benimsemiştir. Dinamizmden ve rekabetten (bir çeşit savaştan) yanadır. Heyecanlıdır. Son derece elitisttir, bu duruma uyum sağlamayanları, engel düşündüklerini sevmez.[7] Kategorize etmeyi sever. Ayırmayı, ayrıştırmayı sever. Bu düşünce bir yandan Marsın kolonizasyonundan bahsederken, gökyüzüne uydular[8] gönderirken diğer yandan dünyanın yaşanılamaz bir hal alabileceği savını ortaya koymaktadır. Dünyanın yaşanılabilir kalması ile ilgili kaygıları geride bırakan (görmezden gelen) bir ilerlemeci anlayıştır bu. Şanslı azınlık vadedilene yol aldığında geride kalanlar için ölüm kaçınılmaz bir kader olarak tasavvur edilmektedir.[9] Gerçekliğin ve âlemin kaybıyla ilgili olan ölüm korkusu fobiye dönüşmektedir. Bu düşünce teknolojiye/sanata ve sinemaya yansır. İnsan düşüncesi kendi tahrip ettiğini, dijital olarak, sanal olarak kurmak ister.
Mitlerin kadim bilgi ve inanışların ya da güncel kaygıların teknolojik düşünce ve tahayyüle de yer alması zaten beklenen ve bilinen bir olgu olsa da gerçeklik ile ilgili ortaya konan yaklaşımların temelinde gittikçe ölüm fobik hale gelen düşüncenin izlerine rastlamak mümkündür. Bu korku bedensel zayıflığa, ölümlülüğe karşı mekanik bedenleri ön plana çıkarır Yeryüzünün, yani dünyanın yok oluş korkusuna karşı ise sanal bir gerçekliğin arayışına girmiştir. Beden ile ilgili arayışların ve gelişmelerin ortaya çıkardığı robot anlatıları ve yapay zekâ fikri aynı zamanda âlem (dünya) ile ilgili arayışların ve korkuların yansıması olan sanal gerçeklik arayışları ve hikâyeleriyle birleşmiştir. Son dönem sinemasında yukarıda bahsedildiği gibi bu yansımalar sıkça görülmektedir.
Sonuç
Yapay insan düşüncesi ya da robot düşüncesi mitolojik bir düşüncedir. Bu düşünce bir takım aşamalardan sonra fiziksel karşılık bulmuş, robotlar modern dünyada hızlı bir şekilde yerlerini almışlardır. Kendisi de insan düşüncesinin geliştirdiği teknolojinin enstrümanı olan sinema sanatında robotlar her zaman yer almıştır.
Teknolojik düşüncenin başından beri (tıpkı sanattaki gibi ) arayış içinde olduğu ölümsüz olma fikri yapay insan meselesinde modern yorumunu bulur. Öncelikle mekanik, elektronik güçlü bedenler üzerinden taklit ve benzerler ortaya koymaya çalışan insan düşüncesi nihayetinde bilincini kopyalamayı zihnini aktarabilmeyi amaçlamaktadır. Bunun için gittikçe kendisine daha çok benzeyen fiziksel-kinematik kopyalar peşinde koşarken öte yandan fiziksel gerçekliğe ihtiyaç olmayan (belki de bir açıdan fiziksel alemin tahrip edilmesinin de bir yansıması olarak) dijital (sanal) gerçeklikte bilincin sürdürülebilirliği ve zihnin (ya da bilincin) transferi ile ilgili hayaller kurmaktadır. Oldukça kullanışlı kültürel kurgular olan robotlar/yapay zekalar sinemada özellikle son dönemde güçlü temsil imkanı bulmaktadır. İnsana muadil metal adam (robot) fikri ile birlikte teknolojinin ve akıldan yoksun ilerlemenin ortaya çıkardığı tablo sonucunda alemin (dünyanın) yok oluşu ihtimaline karşı ona muadil yapay gerçeklik arayışları ön plana çıkmaktadır. Teknik ilerleme ile esas mesele gelişen potansiyelden yararlanma değil, bu potansiyelin varoluşa faydalı olabilmek için gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğiyle ilgilidir. Doğrusunu söylemek gerekirse akıldan uzak ilerlemeci tutumun yol açtığı yıkım insan ve doğayı her yönüyle sıkıntılara düşürmektedir.
Buna karşın teknolojinin bugün için sağladığı kolaylıklar ve kendi sebep olduğu büyük problemler için sunduğu öneriler cazip gelmektedir. Son dönemde sinemada sıklıkla örneklerine rastlayabileceğimiz bu anlatılar yine gerçeklikle ilgili kadim düşüncelere dayanmakta, onların bu zamana ait uyarlamaları olmaktadır. Gerek insan varoluşunun muadili olarak ortaya konan robotlar gerekse insan bilincinin kopyalanması ve varlığını bedensiz sürdürebilmesi fikri ön plana çıkmaktadır. Bu fikirler teknolojik ilerleme ve çalışmaların bir yansıması olarak ve insan/kainat varlığının yok oluşu ile ilgili artan korkunun tezahürüyle sinemada yansımalarını çoğaltmaya devam etmektedir.
[1] Robotların onları ortaya koyan kişi ya da organizasyonu al aşağı edeceği korkusu, özelde robotların ya da yapay zekanın insanlığın sonunu getireceği korkusu.
[2] Luiz Pessoa, Intelligent architectures for robotics: The merging of cognition and emotion,Phys Life Rewiew,2019
[3] Yakın dönemde bir mesajlaşma aplikasyonu üzerinden gündeme gelen veri paylaşımı ve büyük verinin kullanılması meselesi de arka planda robotlara sahip olan şirketin önemli bir hedefi olarak gösterilmiştir. Hikâyenin güncel olanla ilişkisi açısından önemli bir noktadır.
[4] Jürgen Habermas, İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim, Yapı Kredi Yayınları,2019
[5] Georgia Institute of Technology tarafından geliştirilen ve SlothBot adıyla sunulan tembel hayvan şeklindeki “yavaş robot”, gayet basit tasarımıyla Atlanta Botanik Bahçesinde ekosistem ile ilgili veri toplamak üzere tasarlanmış. Bu sayede ekosistem ve nadir türlerin korunmasında faydalı bilgiler elde edilebileceği ümit ediliyor. Robotun ilgi çekici yanı tasarımından ziyade düşündürdüklerinde. Robotun tasarlandığı üç tırnaklı tembel hayvanların da soyu tehlike altında ve bu tehlike çoğunlukla insan uğraşları kaynaklı. Bu durum konunun sayısız örneğinden birini oluşturuyor
John Toon, ‘SlothBot in the Garden’ Demonstrates Hyper-Efficient Conservation Robot. https://news.gatech.edu/2020/06/16/slothbot-garden-demonstrates-hyper-efficient-conservation-robot (18.01.2021)
[6] Modern düşünce kozmosdaki gerçeklik düzlemlerini tek bir psikofizik alanına indirgemiştir.
Seyyid Hüseyin Nasr, İnsan ve Tabiat ,İnsan Yayınları,2019. Bu anlamda yapay gerçeklik, kavramının üzerine yeni düşünce alanları açmaktadır.
[7] Jad Dashan, How Italian Futurism Influenced the Rise of Fascism,2018. https://artmejo.com/how-italian-futurism-influenced-the-rise-of-fascism/ (18.01.2021)
[8] Starlink Projesi ile ilgili astronomlar gökyüzünde hareket eden binlerce parlak ışık noktasının, gökyüzünün gece görünüşünü ve birçok şeyi değiştirebileceğinden endişe ediyor. Bu endişelerden biride göçmen kuşlar ile ilgili. Göçmen kuşların çoğu geceleri göç ediyor ve çoğu yıldızları kullanıyor. Yıldızların hareket ettiği bir gökyüzünde kuşların davranışı nasıl olacak bilinmiyor.
Kari Njiirii, Astronomers Worry How ‘Swarms’ Of SpaceX Satellites Will Impact Science, Nature, https://www.nepm.org/post/astronomers-worry-how-swarms-spacex-satellites-will-impact-science-nature#stream/0 (26.01.2021)
[9] Diğer yandan Levant Bölgesi, Akdeniz kıyıları çocukların cansız bedenleriyle dolup taşar. Birçok dil konuşulmaz olur, birçok hayvan ve bitki türü yitip gider, dünya insanlar için daha da yaşanılamaz bir hal alır. Fakat gösterilen bunun tam tersidir. Toplam tüketim artmış, sağlık şartları iyileştirilmiş, yaşam konforu geliştirilmiştir. Modern dünyanın Zek leri, onları alıp yutan o muktedir canavar Leviathan ’ın dişleri arasında tarih boyunca hiç olmadıkları kadar stres içindedirler, yeni hastalıklar, ilaçlar ve acılar türetmişlerdir.