Cennetin Çocukları

Cennetin çocukları filmi Majid Majidi’nin Allah’ın Rengi’ni çekmeden iki yıl önce çektiği, yine hikâyenin merkezine çocukları oturttuğu, fedakârlık ve sevgi üzerine bir anlatı gerçekleştirdiği filmidir. Filmde iki kardeşin hikâyesi anlatılmaktadır. Kız kardeşinin ayakkabılarını tamire veren Ali, pazar alışverişi yaptığı sırada ayakkabıları kaybetmiştir. Bunu gelip kardeşine anlattığında, Zehra ağlayıp O’nu annesine şikayet edeceğini söylemiştir. Ali kardeşine kalemini verip bu sorunu çözene kadar durumu idare etmeleri gerektiğini, çünkü babasının maddi durumunun olmadığını; durumu bilse bile çözemeyeceğini anlatarak bu sırra ortak etmiştir. Böylelikle ikisi de Ali’nin ayakkabılarını ortaklaşa giymeye başlamışlardır. Ali ne kadar hızlı olmaya çalışsa da hep derse geç gitmekte ve azarlanmaktadır. Filmde, yönetmenin diğer filmlerinde de sıkça gördüğümüz merhamet ve fedakârlık duygusunu hissetmekteyiz.

Zehra kız çocuklarından birinde kendi ayakkabısını görür. Bunu Ali’ye anlattığında birlikte gidip ayakkabıyı almaya karar verirler. Sonra hikâyede bizim medeniyetimize özgü ve gerçek bir merhamet temsili yaşanır. Ali ve Zehra kızın kendilerinden bile daha fakir olduğunu hatta dedesinin kör olduğunu görünce ayakkabıyı almaktan vazgeçer. Umutları azalırken Ali bir gün ikinciye ayakkabı verildiğini duyduğu bir koşu yarışmasından haberdar olur. Amacı bu yarışmada koşup ikinci olarak ayakkabı almak ve bu ayakkabıyı bir kız ayakkabısıyla değiştirerek kardeşine vermektir. Ne kadar uğraşsa da yarışmada ikinci olamaz, birinci olur! Macidi fıtri bir sinema yapmaktadır. Bu sebeple birincilik ve önde olma duygusu ironik bir şekilde Ali’yi ağlatmış, müthiş müteessir etmiştir. Burada, yönetmen son derece ince bir nüans ile İslam ahlakını anlatmıştır.[1] Eve geldiğinde ise babasının maaşını aldığını ve kız kardeşine yeni bir ayakkabı aldığını görür. Filmle ilgili ve genel olarak Majidi sineması ile ilgili ilgi çeken noktalardan biride oldukça basit konuları, insan fıtratı temelinde ele alabilmesidir. Bu sayede anlatı diliyi konudan bağımsız olarak düşsel bir devingenlik kazanabilmektedir. Örneğin Ali filmin bir sahnesinde yaralı ayağını havuzun içine sokmuştur. Oldukça sıradan olan bu eylem yakın çekimle gördüğümüz balıkların hareketliliğiyle bir düşsel gerçeklik içine bürünür, tesiri ve yapısıyla olayı başkalaştırıp birçok anlam yüklenebilmesine, farklı okunabilmesine yol açar. Bu yaklaşım bir anlatı alanı olarak Sinema’nın sunduğu imkânların, yerel ve özgün, medeniyete dair bir yansımasını sağlayabilmektedir.

Filmde Ali ve Zehra’nın bu paylaşımları, aralarında olan sevgi ve bağlılık adeta ilham vericidir. Ali ve Zehra bu bağlamda bozulmamış fıtratlarıyla adeta cennetin çocukları, cennetten gelen çocuklar gibidir.[3] Kamerasını şatafattan ve çirkin olandan insana çeviren Majidi, tıpkı Allah’ın Rengi filminde olduğu gibi bu filmde de insana dair olanı ustaca anlatmış, yokluğun içinde varlığı yaşayan, güzeli yaşayan bu iki güzel çocuğun güzel halini sanatıyla ifade edebilmiştir.


[1]     Karatay, Ali. “Cennetin Çocukları ve Bisiklet Hırsızları Filmleri Bağlamında Sinema, İdeoloji ve Gerçeklik”.

[2] Yaghmooralla, Majid Vahabi, “Majid Majidi Filmlerinde Sosyal ve Kültürel Anlatı Yapısı”, Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo Televizyon Sinema Bölümü

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir