İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de geleceğe olan merakıdır. İnsanoğlu çoğunlukla hep bir adım ötesini planlayıp, hayal ederek yaşamını sürdürmektedir. İnsanın geleceği planlama isteği tarihte kendini ütopyalar ve distopyalar ile göstermiştir. Ütopyanın sözlük anlamı;” ideal ya da yetkin toplum. İdeal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimini ortaya koyan tasarım.” (Cevizci, Felsefi Terimler Sözlüğü, syf349)
Ütopyaların ortaya çıktığı zamanları araştıracak olursak, ilk örneğini Platon’un Devlet kitabında görebiliriz. Platon bu eserinde hayali bir adada oluşturduğu toplumsal düzeni anlatmaktadır. Bir rivayete göre oluşturduğu toplumsal düzeni gerçek dünyada da bir adada kurmaya çalışmış ama sonunda idam edilerek öldürülmüştür.
15. yüzyılın sonlarında özellikle buharlı gemilerin icadıyla başlayan coğrafi keşifler, Thomas More’u etkilemiş ve Ütopya adlı kitabını yazmıştır. Thomas More Ütopya adlı eserinde hayali bir ada ve toplumsal düzen ortaya koymuştur. Özellikle Ortaçağ döneminde toplumsal ve siyasal alanda dini baskıların sona ermesi ve Aydınlanma çağına geçiş sırasında oluşturulan bu kitap, döneminde çok etkili olmuştur. More bu kitapta adaletli bir düzen oluşturmayı hayal etmiş, toplumun mutlu olmasını sağlayacak bir düzen kurmak istemiştir. Bu noktada hayal adasında sınıfsal farklılıkları (kölelik hariç) ve özel mülkiyeti kaldırmıştır. Üretim toplumu yaratmış ve üretilen malın ortak paylaşımını kurgulamıştır. Değerli eşyalar ve savaşmak kötü kabul edilmiştir. İş gücüne kadın, erkek ayrımı yapmadan tüm toplumu katmıştır. Ütopyada yaşayan insanlara farklı dinleri de benimseme hakkı verilmiş ve her dine saygı duyulması zorunlu tutulmuştur. More, tek tip kıyafet, tek tip ev ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ile sosyalist düşüncenin de esin kaynağı olmuştur diyebiliriz. More, döneminde kralın danışmanlığına kadar yükselmiş fakat sonra siyasal gerekçelerle idam edilmiştir.
More’un ardından, İtalyan Tommaso Campanella, La citta del sole ya da Civitas Solis (Güneş Ülkesi) adlı ütopyasını yazmıştır. 17. yüzyıl başlarında yazılan eserde, yine Platon ve More’un tasarımlarına benzer yapılar oluşturulmuştur. Hoh olarak adlandırılan devlet yöneticisi aynı zamanda din adamıdır. Yine adada kurgulanan yapıda toplum tarım toplumudur ve özel mülkiyet yoktur. Ülkedeki herkes üretime destek verir. Kadınlar ve çocuklar herkes için ortaktır. Üreme toplumun yöneticileri tarafından kontrol edilmektedir. Campanella, toplumdaki en kötü şeyin bilgisizlik ve bencilce yaşamak olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden sınıfsal bir ayrıma giderek, seçkinler sınıfı oluşturmuştur. Tasarladığı ülkede, bilim ve felsefe en değerli alanlardır. Campanella, yaşadığı dönemde siyasal karmaşalar yaşamış ve bir manastırda inzivadayken yaşamını kaybetmiştir.

Ortaçağın tüm karanlık ve çalkantılı süreçlerinin son bulduğu, bilimin ve doğaya yönelimin arttığı XVII. yüzyılda Rönesans ile insanlar doğa üstü olaylar yerine artık insanı, insana dair duygu durumları ele almış, doğayı incelemeye ve doğa konularına değer vermeye başlamıştır. Matematiğe yöneliş ve ussal arayışlarla Avrupa’da karmaşık denilebilecek bir devinim yaşanmıştır. Galilei, Descartes, Hobbes, Copernicus gibi önemli isimler bu dönemde matematiksel düşünceyi ön plana çıkartmıştır. İşte tam da bu dönemde bir ütopya Yeni Atlantis dönemin ünlü düşünürü Francis Bacon tarafından yazılmıştır. Bacon, bilimsel düşünceye ve deneysel bilgiye önem vermiş, tasarladığı mükemmel ülkede bilimi öne çıkartmıştır. Bilimsel anlayışını oluştururken, döneminin ünlü düşünürü Descartes’ın kuşkuculuğundan etkilenmiştir.
Yeni Atlantis bir adadır. Kitapta bir grup denizcinin tesadüfen keşfettiği, ileri teknoloji kullanan, modern insanların yaşadığı bir ülke anlatılır. Yer altına yapılmış araştırma laboratuvarları, yapay bitki üretimleri, makine tasarımları, hayvansal deneylerin uygulanması kitapta ayrıntılı anlatılmaktadır. Ada da ayrıca bilimsel tedavi yöntemleri ve ilaç üretimleri yapılmaktadır. Toplum Hristiyan bir toplumdur ve dine değer vermektedirler. Aile kavramı çok önemlidir ve evlilikler tek eşlidir. Bacon hayal ettiği toplumsal düzende insanların mutluluğunun bilimle sağlanabileceğini anlatmıştır. Rönesans ve Reform hareketlerinin önemli bir ismi olan Bacon, etin donması ile ilgili deneysel gözlem yaparken zatürre olmuş ve hayatını kaybetmiştir.
Ardından Fransa’da özellikle benzer ütopya örnekleri yazılmıştır. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılda ayrıca ütopik anlayışın tam tersi kötücül senaryoların olduğu Distopyalar da yazılmış ve dünyanın felaket senaryoları oluşmuştur. Modern dönemde de bilim kurgu hikayeleri ile distopik ve ütopik eserler yazılmış, özellikle sinemada bu alanda önemli filmler beyaz perdeye yansımıştır.
Günümüz dünyasında teknoloji son hızla ilerlerken, çevreye yaptığımız tahribat tüm dünya için yıkıcı sonuçlar vermektedir. Çevre kirlilikleri ve bundan kaynaklı küresel ısınma birçok canlı türünün yok olmasına ve insanoğlunun birçok hastalıkla mücadele etmesine neden olmuştur. Dünya kaynakları azalmış ve insanoğlu dünya dışında farklı gezegenlere gitme hayalleri kurmaya başlamıştır. Yeni gezegenler ve yeni teknoloji odaklı yaşam şekilleri 21. yüzyıla damgasını vurmuştur. Özellikle son yıllarda robotik alanında çalışmalar hızlanmış ve üretimin dijitalleşmesi üzerine gelişmeler yaşanmıştır. Metaverse gibi sanal yaşam alanları oluşturulmaya ve günlük hayata dahil edilmeye başlanmıştır.
Bu gelişmeleri Bacon görseydi, hele de teknolojik gelişmelerin en çok yaşandığı önemli alanlardan olan sinemada, görsel teknolojilerin başarıyla kullanıldığı Star Wars’u izleseydi muhtemelen çok şaşırır ve mutlu olurdu. Ama konuyu o dönem düşünürlerinin gözünden ele almaya çalışırsak, ana temanın kişilerin ve dolayısıyla toplumların mutluluğu olduğunu belirtmek gerekir. Peki ama hayal edilen teknolojik toplumlar, şu anda yaşadığımız dünyadaki gerçek toplumsal koşulları sağlamakta ve mutlu toplumlar dolayısıyla mutlu bireyler yaratabilmekte midir bu da düşünülmesi ve tartışılması gereken etik bir sorundur.
Son olarak, ütopik ve distopik tarzda yazıların genellikle Avrupa’da ortaya çıktığı görülmekte olup, Doğu’da ütopya tarzında yazılmış eserler bulunmadığını belirtmek gerekir. Neden yazılmadığı ise sosyo- kültürel ve coğrafi açılardan ele alınması gereken bir başka konudur.