- Film ile ilgili sorulara geçmeden önce merak ettiğimiz birkaç konuyla ilgili sormak istiyoruz. Edebiyatla ilişkinizden bahseder misiniz? (Sevdiğiniz türler, kitaplar, yazarlar)
Belirli bir tür söyleyemiyorum ama geçmişe dönüp baktığımda beğendiğim kitapların sinematik öğeler içeren kitaplar olduğunu farkediyorum. Daha klasik bir hikayesi olan, benim tecrübe edemeyeceğim zamanları ve yerleri anlatan kitaplar daha çok ilgimi çeker diyebilirim.
- Sinema ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin bir izleyici olarak sevdiğiniz filmler hangileriydi, yönetmenler kimlerdi? Süreç içinde beğenileriniz değişti mi?
Sinemayla ilk tanışıklığım TRT 2 nin Pazar sinemasıydı. Çoğunlukla kovboy filmleri olurdu. Akşamları da daha klasik filmler olurdu. Küçükken bütün bu hikayeleri, karakterleri evleri, mekanları birilerinin hayal edip tasarladığını düşünür ve öyle biri olmayı hayal ederdim. Sinemada ise ilk izlediğim film Bahman Ghobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı’ydı. Beğenilerim de tamamen ikiye ayrılmış durumda diyebilirim. Keyifli vakit geçirmek için izlediğim film ile sanatsal tatmin aradığım filmler çok farklı oluyor. O açıdan çok değişiklik olmadı. Mesela 18 yaşlarında izlediğim Uzak filmini hatırlıyorum. Henüz bir film okuması yapacak ne yeterliliğim ne de bilgim vardı ama Uzak filmine hayran kalmıştım. Biri sorsa hiçbir sebep gösteremeyecek kadar uzaktım aslında. Bağımsız sinemada beni çeken şeyler çok değişmedi yani. Bazen inanılmaz rahatsız olduğum izlerken zorlandığım filmler oluyor ama o filme hayran da kalabilirim. İyi film ile keyifli filmi çok keskin bir şekilde ayırıyorum bir bakıma.

- Film ile ilgili duygularınız nedir? Filmi ilk izlediğinizde nasıl bir duygu uyandı sizde?
Oyuncu olarak çok senaryo okuyoruz. Altın arayan madencilerin hep aradıkları o büyük damar gibi biz de çok iyi senaryolar arıyoruz. İyi senaryo çok nadir değil de çok iyi senaryo gerçekten nadir olan bir şey. Okuduğumda o altın damarını buldum dedim içimden. Senaryo çok iyiydi. Bana göre iyi bir senaryo kötü bir filme dönüşebilir ama kötü bir senaryo asla iyi bir filme dönüşemez. Senaryoda ne hissettiysem ne bir eksiğini ne bir fazlasını gördüm filmi izleyince.
- Filmin Bahçesaray’ da oldukça zor şartlar altında çekildiğini biliyoruz. Biraz süreçten bahsedebilir misiniz?
Evet Bahçesaray güzel olduğu kadar aşırı zorlu bir coğrafya. Hele o şartlara alışkın olmayan bizler için daha da zordu. O kadar soğuktu ki her gün sıcaklık derecesine bakıyordum ve orada kaldığımız bir ay sonunda en sıcak gün -5 dereceydi. İlk gittiğimizde bize gece tek başımıza çıkmamamızı söylediler. Kurt iniyormuş. Baya açlıktan şehre iniyormuş kurtlar. Bahçesaraydan biraz bahsetmek lazım ama. İnanılmaz misafirperver bir halkı var ve 7’den 70’e satranç oynuyorlar. Çok ilginç bir şey bu. Kahvehanelerde satranç oynanıyor ve bazen satranç turnuvaları oluyor. Biz otel olmadığı için kadın sığınma evinde kaldık.

- Okul Traşı sürekli olarak korkunun ve anlamsız kuralların dayatıldığı , bu korkunun ve kuralların karşısına yalanların konulduğu bir hikaye anlatıyor Filmde çocukları bu düzen ve dayatma içinde çırpınırken zaman zaman yalana sığınırken ve zorbalığa başvururken görüyoruz Sizin bu konuyla ilgili düşünceniz nedir?
Ferit bu tür baskıcı topluluklarda yalanın bir direniş biçimi olduğunu söylemişti. Ferit’e katılmakla birlikte bir ekleme yapmak istiyorum. Direnişten önce bir “survival” yolu bence. Bir insan bu temel güdüsünü doyurduktan sonra direnişe geçebilir. Her hangi bir yaptırım gücü olmayan, kendi kararlarını veremeyen, özgürlüğün ne olduğu öğretilmemiş bir çocuğun en basitinden dayak yemekten kaçmak için yalan söylemekten başka çaresi yoktur. Zorbalık zaten böyle bir ortamdan çıkacak ilk yan etkidir. Zorbaları zorbalar yaratır.
- Oyunculuk ile ilgili düşünceleriniz nedir? Daha önceki söyleşilerinizden Sinema yapmak istediğinizi ve çeşitli çalışmalarınızın olduğu ve Kısa filminizin olduğunu biliyoruz. Bu konudaki düşüncelerinizi ve çalışmalarınızı öğrenmek isteriz
Oyuncunun her zaman oynamamayı araması gerektiğini düşünüyorum. Aklımda kalan en iyi performanslar böyleydi hep. Oyunculuğun en üst seviyesi izlerken o an. O kişiye tamimiyle ikna olduğum anlar oluyor. Evet bir kısa film çektim ama bir türlü tam olarak ilgilenemedim hala sanırım 2023 dönemiyle başlatacam festival sürecini bir süredir dizi çekimleri nedeniyle odaklanamıyorum. Çocukluğumda Mardin’den hatırladığım bir olay vardı. Zihnimde yer etmiş. Bir kaç sene önce de o olaya çok benzer bir haber okudum batıdaki bir ilde gerçekleşmişti. Bir anda o çocukluğumdaki olayı hatırladım. 15 yıl arayla iki farklı coğrafyada birbirine çok benzer iki olay olması bu ülkeye dair çok şey söylüyor bana göre. Ben de iki olayı birleştirip aslında gerçek olan ama kurmaca bir hikaye yazdım. Kısa film serüveninden sonra da Alman bir yönetmen arkadaşımla ortak yazıp yöneteceğimiz bir uzun metraj projemiz var.
