2022 Film Ekim’i kapsamında sinemalarda gördüğümüz Viva Maestro! filmi; Gustave Dudamel’in kendi sanat hayatını, El Sistema’yı ve Simon Bolivar Orkestrası’nı gözlemleyebildiğimiz, ve bu üç unsurun çevresinde Venezuella’nın sanat ve kültür arasındaki köprünün hakikatine ulaşabildiğimiz bir yapım. Film belgesel ve röportaj biçiminde ilerlerken bize görsel ve işitsel bir ziyafet sunuyor, Dudamel’in motivasyonunu, ve ilham verdiği öğrencilerini yakından tanıtıyor.
Venezuella’nın son birkaç senedir yaşadığı buhran, hem politik hem ekonomik olarak halka zarar verirken ülkede zamanla ufak çatırdamalarla yıkımın habercisi olmuştu. José Antonio Abreu’nun Venezuella’da Kültür Bakanı olarak görev aldığı dönemde kurduğu El Sistema, ‘Sosyal Değişim için Müzik’ sloganı ile her sınıftan gencin suça eğilimlerine engel olamayı amaçlayan bir yapı oluştururken , müziğin iyileştirici gücünü kullanarak topluma ulaşabilmişti.

Dudamel gibi El Sistema’da yetişmiş ve kendini kanıtlamış müzisyenlerin bulunduğu orkestrayı tanırken aynı zamanda nasıl zorlu yollardan geçtiklerini, azimlerini ve müziğe olan sadakatlerini görüyoruz. Dudamel’in önderliğinde gelişen ve kendini büyüten Simon Bolivar Orkestrası siyasi problemlerin baş göstermesiyle önemli engellerle karşı karşıya kalırken müzisyenlerin birçoğu ihtiyaç duydukları imkanı yurtdışında aradıklarını öğreniyoruz. Benzer tüm hikayelerde olduğu gibi ülkenin geçirdiği siyasi dönemeç sanat dünyasını ciddi şekilde zedelemiştir.
Bu noktada belgeselin ilgi çeken bir diğer yönü sanatın ve müziğin olanaklar dahilinde olmadığı anlarda bile – bile eğer gerçekten istenirse- bir sığınak olarak ortaya konulabildiğini göstermesi. İmkansızı bile imkan haline büründürmek, El Sistema ve Dudamel başta olmak üzere her orkestra üyesinin azmi ve inadıyla gerçekleşiyor. Bir söyleşi izlenimi veren belgesel Dudamel’in müzik ve sanat hayatı ile beraber siyasi ve kişisel problemlerle ilgili çözümleri, ona moral veren motivasyonu hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlıyor.