Minare Gölgesi : Zengüle Hacı Mahallesi, Nihavend Çağrı

Zengüle Hacı mahallesini duydunuz mu? İstanbul’un yüzlerce fakir mahallesinden biri. Adını duymadığımız nice sokak kadar gerçek ve gerçek üstü bir mahalle burası. Haliç yamacında bir mahalledir burası, yoksundur, yoksuldur. Harap mekanlar içinde bir İstanbul içre İstanbuldur burası, mülteciler daha gelmeden önce yoksulluğun dışlanmışlığını yaşayan Anadolu’dan kopuk gelmiş ya da sefalete o mahallede alışmış insanların, küçük hesapların, olağan ve olağanüstü olayların olduğu bir mahalledir orası.  

Engin Ergönültaş Minare Gögesi adlı romanında bizi o mahalleye götürür. Kış ve Yaz mevsiminde dolaşırız mahalleyi. Yoksulluk içinde keder içinde umursamaz dedikoducu vicdansız,iyi ve kötünün bir çok çeşidini renkten renge gösterir. Meryem, Kıymet, Sultan Abla, Reşide Hanım, Ümmiye Hanım, Atilla, Gülnur, Harun, Asuman, Sadık ve diğerleri. Bu karakterleri dinlerken aynı zamanda karakterlerin dolaştığı yerleri çatıları evleri sokakları mezbeleleri, ve evet minareyi de görürüz. Onlarda konuşurlar.

Toplumsal gerçekçi bir hikayeyi dinleriz. Yoksulluğu sosyal ve kişisel sıkışmışlık hallerini gösterir bize Ergönültaş.Sokak Mahfuz’un Kahire’deki gariban sokakları gibi ,Marquez’in ve Yaşar Kemal’in tasvirlerindeki gibi la mekan la zaman bir yoksulluk hali içindedir. Karakterler Güney’in, De Sica’nın karakterleri gibi dolanırlar. Sonra bir hal olur. Yazılarında takip edebildiğimiz kadarıyla rüya ve gerçeklikle  özel bir ilgisi bağı olan yazar o gölgelikte Abdulkadir karakterini uyutur . Hikaye toplumsal gerçeklikten büyülü gerçekliğe yol almaya başlar. Abdülkadir o gölgede, o mağarada (bodrumda) uyurken , görüşü bulanıklaşır. Mahalle içindeki görünen görünmeyeniyle, insanıyla ve evleriyle yeknesaklaşır, bir gölgeler toplamına dönüşür. Abdülkadir anasına hakikati görmek istediğini söyler ,ve sonunda uyanacağı bir uykuya bırakır kendini.” İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar” a bir açık atıftır bu. Abdülkadir hakikate uyandırılmıştır.

Uyur idik, uyardılar

Diriye saydılar bizi.[1]

Abdülkadir kimsenin göremediğini görüyordur artık. Bu rüyanın içinde uyanık olandır o adı uyuyan adam olsa da.

“…Minarenin şerefesini görünce göğsünün ortasında, aya bakmayı da unutturan yoğun bir sevinç dalgası kabardı...”

Diğer tarafta bir çeşit aile cehennemi içinde kalan çocuklar… Ebeveynleri arasında kalan Atilla ,  istismara/tecavüze uğrayan Meryem … Bu cehennemden çıkış yolu arayan çocuklar Minare[2] şerefesine sığınırlar. Bu bir çeşit ilahi görüş olanağı sağlar, düzene karşı tepeye sığınmadır bu. Onu bu sığınak içinde Meryem ve hakikate uyanan Abdulkadir fark eder.

Zengüle Hacı Mahallesinin Minaresinden Nihavend makamında bir çağrı yükselir .O ses büyür büyür ve mahallenin üstüne su gibi akar. Gölge gibi kapatır mahallenin üstünü. Zengüle Hacı Mahallesi minarenin gölgesine dönüşür ve sırlanır içindekilerle birlikte.


[1] Pir Sultan Abdal

[2] Özellikle düşük katlı gecekonduların tek katlı evlerin olduğu olduğu mahallelerde minare şerefesi ve sağladığı görüş büyüleyicidir.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.