Berberian Sound Studio

Berberian Sound Studio

Bozulma, kirlenme ya da dönüşüm çoğunlukla korku/ gerilim filmlerinin sırtını yasladığı bir alan olmaktadır.  Berberian Sound Studio filmi, açılışından itibaren Gilderoy karakterindeki bu değişimi ortaya koyan, bu anlamda hikâyesinin ana izleğini Gilderoy karakterinin değişimi üzerine temellendiren bir film. Bir ses teknisyeni olan Gilderoy İngiltere’den İtalya’ya bir korku filminin seslendirme çalışmasında bulunmak üzere katılıyor. Geldiği ilk andan itibaren sürekli olarak diğer çalışanlar tarafından horlanan, basit ve makul istekleri ve hak talepleri kabaca reddedilen bir Gilderoy portresi izliyoruz filmde.

Filmin Yönetmeni Peter Strickland Katalin Varga filmininin post prodüksiyonu aşamasında temellendirdiği filmi hayata geçirirken sinema deneyimiyle ilgili temel bir meseleyi de kendi açısından tekrar tartışmaya açmaktadır. Özellikle sinemada şiddetin temsili konusunda sıklıkla ortaya konulan eleştiriler karşısında kendisi de bir düşünsel taraf olarak durmaktadır. Gözün yani kameranın görüş alanı dışında yaşanan bir hikâyeyi (filmi) ses üzerinden anlatmaktadır. Sinemada sesin kullanımı, sesin görüntüyle uyumu üzerine birçok çalışmanın olduğu bir alan. Buna karşın özellikle korku filmlerinde sıkça kullanılan bir yöntem karşımıza çıkan bu durum  görüntü ve ses arasındaki uyumsuzluk ile  bu filminde temel gerilim noktasını oluşturmakta. Hepimizin biraz hafızamızı yokladığımız da kolayca fark edebileceği bir durum burada bahsedilen. Örneğin bir çocuğun tok bir adam sesiyle konuşmaya başlaması iki kavrayış arasındaki (görsel-işitsel) müthiş bir uyumsuzluk ortaya çıkarırken, bu uyumsuzluk aklın gerçeklik eksenine direk bir saldırıya sebep olur. Gerçeklik zemininin kaydığı gerçek korku ve gerilime ortaya çıkar. Filmde bu ses-görüntü uyumsuzluğu hikâyede anlatılan olayların çeşitli sebzelerle karpuzla farklı farklı nesnelerle seslendirilmesi hem estetik açısından oldukça ilginç bir deneyim sunmakta, hem de bu gerilimi Gilderoy karakteri üzerinden görselleştirebilmektedir

 

Film bir açıdan ele alındığında Gilderoy’un annesinin bahçesindeki çıvgın yavrularının durumu ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Film boyunca Gilderoy annesinden bahçedeki kuşlarla ilgili mektuplar almaktadır. Filmde mektup annesi ya da Gilderoy tarafından seslendirilmemekte, kamera hareketi ile mektubu görür, okurken o bahçenin seslerini duymaktayız. Saat tıkırtısı böceklerin cırıldaması, yaprakların hışırtısı arasında sanki o bahçedeymişiz gibi hissederiz. Bu görüntüyü çağrıştırma hissi aslında filmin geneline de sirayet eden bir anlatı biçimi olarak ön plana çıkmakta ve özellikle filmde seslendirilen bir tür olan kanlı Giallo türünde sınıflandırılabilecek bir anlatıyı olumsuz anlamda çağrıştırabilmektedir. Filmde seslendirilen yani arka planda anlatılan proje, bu janrda yer alan, ortaçağda işkence görmüş cadı ruhlarının  genç binicilik öğrencileri ile karşılaşmasını konu edinen The Equestrian Vortex adı bir yapımdır.( Gilderoy’a bu filmin binicilikle ilgili bir film olduğunun  söylendiğini öğrenirirz.) Filmde gösterilen bu projenin gerçekte türün usta yönetmenlerinden Dario Argento’nun Suspira adlı başyapıtına bir atıf olduğu aşikardır. Gilderoy filmin başında bir kadının parçalanışını izlerken, ses efektini yapmaya çalışan bir adamın karpuzu parçaladığını görürüz. Sonra bu parçalanmış karpuzdan Gilderoy’a da ikram edilir. Bu bir yerde Gilderoy’un bu tekinsiz okültizme iştiraki, bu yeraltı dünyasına dahil oluşu gibidir.

 

Gilderoy’un film boyunca hakarete uğrayışı, asla parasını alamayacak gibi durması, O’nun bu tekinsizlik içinden asla çıkamayacağına işaret etmektedir..Nitekim cadı, cadılık teması üzerine yapılan vurgular ,seslendirme aktrislerine yapılan fiziksel aşağılama ve cinsel tacizler bir açıdan başta bahsettiğimiz mektuplarla ilişkilidir. Büyüyüp ötecek olanı,doğal olanı, yani güzel olan sesi  ortaya çıkaracak çıvgın yavruları saksağanlar tarafından parçalanmıştır .Nihayetinde Gilderoy’u bazı halüsülasyonlar görürken izleriz.Film içinde bir filmde bulur kendini. Ona biri saldırmıştır; dehşet içinde saldırganı yakalar ve bıçak darbeleriyle öldürür onu. Öncesinde ise kapısı zorlanır, salona açılan kapıdan dışarı çıktığında perdede kendi hikayesini görür. Annesinden gelen mektupta yazılanların İtalyan aktristin repliğinde İtalyanca işitir. Sonra O’nu kadın bedeninin parçalandığı ilk sahnede görürüz. Bu lineer bozulma Gilderoy’un zihninin içinde dolandığımızı fark ettirmektedir.

 

Film tüm bu halleriyle bir filmin insan üzerine nasıl etki edebileceğini, sesin ve görüntünün uyum ve gerçeklik düzlemi dışına çıktığında nasıl bir gerilime yol açabileceğini göstermek derdindedir. Nihayetinde İngiltere’de bir bahçede yavru çıvgınların ötüşü konusunda heyecanlanabilen bu naif adam, bir anda yine sesle bir kadın aktristi bir türlü alamadıkları çığlığı atabilmeye zorlamıştır. Tıpkı mektupta anlatılan saksağanlar gibi bu güzel olma ihtimalinin parçalanması masumun yok edilmesidir.

 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir