Cehdetmek

 

Bazı kelimeler, zamanla kavramlarla birlikte görünürlüğünü yitirir. Oysa bu kelimeler, kökenleri ve ilk anlamlarıyla ilişkili oldukları olgularla epistemolojik açıdan iç içedir. Onları kök anlamlarıyla kullanmak, hem dilin tarihsel katmanlarını hem de kavramların derin yapısını anlamamıza imkân tanır.

Özellikle dillerin tarihsel olarak uzun süreli ve doğrudan kesiştiği, birlikte konuşulduğu coğrafyalarda kelimeler, farklı dillerin izlerini taşır. İki nehir arasındaki bölgede; Arapça ve Farsçadan, bu dillerin çeşitli ağızlarından, Türkçeden, Çağatayca’dan, Azeri ve Kerkük ağızlarından , Kürtçe’den Zazaca’dan pek çok kelime iç içe geçmiş; yakın zamana kadar da gündelik konuşmalarda kulağa çalınmıştır.

Örneğin: “Cehdetti, kücedeki daşın üzerinde gögermiş otları koparıp apardı.”

Bu cümledeki kelimeler farklı kökenlerden gelip aynı coğrafyada birleşir. Aparmak, bugün Azerbaycan Türkçesinde ve Anadolu’nun bazı ağızlarında hâlâ “alıp götürmek” anlamında kullanılır; Orhun Yazıtları’nda da “apar-” fiili aynı anlamıyla geçer. Küce, Farsça kuçeden gelir; “dar sokak” demektir ve Kerkük, Azerbaycan şehirlerinde “küce başı” gibi ifadelere girmiştir. Daş, “taş” kelimesinin eski söyleyiş biçimidir; Divânu Lügati’t-Türk’te de bu formda yer alır. Gögermek, “yeşermek, filizlenmek” anlamını taşır; eski şiirlerde “toprak göğermeye başladı” gibi tabirlerle görülür. Ve tüm bu kelimeler arasında cehd, Arapça cehd kökünden gelir; yüzyıllarca Osmanlıca metinlerde “azim, gayret” anlamında kullanılmıştır.

Aşık Paşa, Garib-nâme’de (1330) şöyle der:

Cehd ile irdi irenler maḳṣūda

Cehdetmek —yani gayret etmek, mücadele etmek, vazgeçmek, konfor alanının seferlik çamurundan çıkmak— yalnızca bir eylem değil, zihinsel ve ruhsal bir tavırdır. İnsan, “cehd” ile hem kendi iç sınırlarını aşar hem de yolun zorluklarına katlanır.Bu cehdetmek kelimesi başta vurguladığımız gibi görünürlüğünü yitirmiştir.Çünkü cehdetmek aynı zamanda büyük fedakarlıkları ve bir şeye ulaşmak için (nihai olarak maksuda) ortaya konanları ifade etmektedir. Vazgeçişleri katlanmaları  içermektedir. Cehdetmek nice acı suyu içmektir .Oysa çabalamak yada denemek diyelim öyle mi? Kısa süreli, faydaya odaklanmış, işte modern yani. Zamaneye ait…

Çoğunlukla yazıyı okurken aklınızdan geçen şeyler; yani Wernicke alanında beyninizin parıldayan ışıkları, Cehdetmeyi Cihad ile birleştirdi. Evet köken aynıdır .Elbette tağut zihniyet bu imanla direk ilişkili olan kavramı  kötüleyecekti  . Kavramı Fundemental uç örnekleri ve gizli servisler tarafından kurulan/kullanılan paramiliter yapılar üzerinden bir imgeler dizisi ile insanların bilinçaltına olumsuz bir uçta yerleştirecekti. Holywood üzerinden anlatacak ve bizler yine her zaman olduğu gibi kendimizi sömürgecilerin dilinden tanımlayacaktık. Kelimenin ısrarla olumsuzlandığı bir coğrafyada, Müslüman olan —yani teslim olan— bütün bu teslimiyetin, gerek maddî gerek manevî korunmasını cehd ile sağlar; yani zalime karşı durarak, kendi nefsiyle ve başkalarının nefsi ile Allah arasına giren her şeye karşı mücadele ederek.

Hz. Muhammed (s.a.v.), peygamberliğinin Mekke döneminin tamamında ve Medine döneminin ilk yıllarında barış, tebliğ ve sabır yolunu tercih etmiş, uzun bir süre silahlı bir çatışmaya girmemiştir. Mekke’de geçen 13 yıllık dönemde kendisine ve sahâbeye ağır zulümler yapılmasına rağmen savaşmamış, aksine inananları sabırlı olmaya, barış içinde tebliğe ve kötülüğe iyilikle karşılık vermeye davet etmiştir. Medine’ye hicretten sonra yaşanan savaşlar ise, İslam’ın saldırı amacıyla değil, çoğunlukla nefsi müdafaa ve zulmü engelleme amacıyla başvurduğu zorunlu çarelerdir. Bedir, Uhud ve Hendek gibi gazveler, saldırıya karşı koymak veya kuşatma altındaki şehri savunmak amacıyla gerçekleşmiştir.

İslam akaidinde savaş, dinin temel hedefi değil, barışı korumak ve zulmü ortadan kaldırmak için başvurulan istisnai bir araçtır. Kur’an-ı Kerim’de “Eğer onlar barışa meylederse, sen de ona meylet” (Enfâl, 61) buyurularak barışın öncelikli olduğu vurgulanır. “Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” (Bakara, 193) ayeti dahi, savaşın amacını zulmü sona erdirmek ve barışı tesis etmek olarak ortaya koyar. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatında diplomasi, antlaşma ve barış girişimleri —Hudeybiye Antlaşması örneğinde olduğu gibi— silahlı mücadeleden çok daha geniş yer tutmuştur. Dolayısıyla İslam, özünde ve hedefinde barışı yücelten, savaşı ise son çare olarak görmektedir. Dolayısıyla cihat kavramı zaten sadece sıcak bir savaşı ifade etmez, o aslında tüm zalimlere sömürgecilere ve iblisin yolunu seçip insanları nesneleştirmeye; onlara karşı kibirlenmeye kalkanlara karşı olan topyekün mücadeleyi içerir. Bu mücadelenin  nihai amacı da esasında insanları selamete ulaştırmaktır.

Haçlılar geldiğinde, Kadı İyaz ve İbn Asâkir gibi hatipler halkı direnişe çağırmıştı. Şimdi ise bir Haçlı karakolunda, Sâmirî/Pagan bir zihniyet ayinler yaparken yüzlerce hatip her gün ekranlardan bağırıyor. Ama derece derece sefihliğin pençesindeyiz .Duyuyor muyuz ?

Sefihlik yerine cehd etmek gerekmez mi; karınca kararınca, gücün yettiği ölçüde? “Nasılsa bir şey olmaz” demeden… Evet, buda Cehd etmektir.  ; yani konfor alanının dışına çıkıp kendi sefihliğine karşı koymaktır. Zordur elbet… Ama her adım, bir yaklaşmadır. Ve adım atana koşarak gelen bir rahmet vardır.

Çeşit çeşit, renk renk  zincirler, prangalar vardır; sefihliğin ve tembelliğin içinde.Dünya bin çeşit oyun ve oyuncak sunmaktadır, evet; fakat yeryüzünde Allah’ın nimetlerinin yasaklaması yenilen içilenin zehirlenmesine razı mı olunmalıdır ? Bu modern firavunların dijital tahtlarını, kulelerini yapan paryalardan biri olmaya; ekinlerin ve nesillerin bozulup sahiplerinin/ana babalarının  ellerinden alınmasına , Allah’ın yarattığı bu kainata haşa Malikleriymiş gibi davranılmasına; hakların gasp edilmesine razı mı olunmaldıır?

Gazze’deki insanlar, cehd ile eriyorlar maksûda Allah’a teslim olan, cehd eder. Ümmetin ve insanlığın Muhsin çocukları ateşler içindeyken cehd etmek gerekir; elden ne geliyorsa… Çünkü kap denizi almaz; ama kabın içindekinin de denizin suyundan olması gerekir. Ve beni Âdem’e karşı  oluşturulan bu büyük ateşin söndürülmesi için her beni Âdemin cehd etmesi gerekir; rahmetin nazarında bir yer edinebilmek için.  Galib olan daima Allah’tır.

 

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir