‘’Bir keresinde tabiatın ancak ölmekte olan birinin gözlerinden gerçekten güzel görünebileceğini
söylemiştin…’’
Paul Valéry’nin bir şiirinden “Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çalışmalıyız” cümlesinden esinlenerek
‘Rüzgar Yükseliyor’ adını alan kitap sade ama bir o kadar da şiirsel bir anlatıma sahip. Huş ağacının
altında başlayan, sanatoryumda biten bir aşk hikayesi. Kitap ,hastalık ve iyileşme metaforları ile
birlikte insanlarının nasıl hassas ve kırılgan bir süreçten geçtiğini, ölüm ve hayata bağlılığın her daim
bir ahenk içinde olduğunu anlatıyor. Yazar dağın zirvesinde sessizliği, rüzgarı, bulutu güneşi yani
kısaca hayatı iliklerimize kadar hissetsek de hayatın fani olduğu gerçeğini karakterlerdeki melankoli ve
hastalık hali ile hatırlatıyor.
Yazar, tüberkuloz hastalığına yakalanan Setsuko için, hem aşkın hem de doğanın iyileştirici gücüyle
mutlu ve umutlu olma süreci ile kahramana ‘’Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çalışmalıyız ‘’ cümlesini
söyletiyor. Bu söz benim için depremin yıktığı Antakya’da daha bir anlam kazanıyor. Depremin
üzerinden neredeyse 2 yıl geçmiş olmasına rağmen, şehrin hala devasa sorunları var. Gökyüzüne
bakıp Antakya’ya yazarın, aşkı Setsuko’ya fısıldadığı gibi ‘’ Bundan sonra, gerçekten, yaşayabildiğimiz
kadar yaşayalım…’’’ diye seslenmek istiyorum.