Barton Fink, Bandini, Gün Işığı ve Rüyalar

Barton Fink, Bandini, Gün Işığı ve Rüyalar

Cohen kardeşler, kariyerleri boyunca yapmış oldukları tüm film ve işlerde suç ve suçun doğası ile ilgili oldukça karmaşık hikâyeleri oldukça sıradan insanlar üzerine anlatmayı tercih etmişlerdir. Bu hem hikâyenin etkileyiciliğini arttırırken hem de özellikle Amerikan seyircisinde özdeşleşme ile ilgili birincil bir ön kazanç getirmektedir. Filmin konusu özetle şöyledir:

1940’lı yıllarda bir tiyatro yazarı olan Barto Fink bir takım telkinlerle Hollywood’a geçerek Los Angeles’ta B tipi bir güreş filmi yazma işine koyulmuştur. Bu vesileyle yerleştiği otelde çalışmaya başlayan Fink uzun süren çabasına rağmen ilhamını kaybetmiş ve bir şey yazamaz hale gelmiştir.

Barton Fink, Fante’nin meşhur karakteri olan Arturo Bandini ile oldukça benzerlikler taşımaktadır. Hem Toza Sor Hemde Bunker Hill Düşleri kitaplarında gerek hotel, gerek karakterin çevresindeki insanlar ve özellikle Bunker Hill Düşlerinde paralı bir senaryo yazarına dönüşme süreci ve bunun karakter üzerinde yarattığı tahribat benzerlikler taşımaktadır. Film bu anlatı biçimi ve looser izleği üzerinden bir süre sonra farklı bir yöne evrilmiştir. Cohen kardeşler bu anlatıyı çevrede yer alan insanları Fink’in alt kişilikleri modeline geçirirken filmin Freudyen bir okumaya da olanaklı hale gelmesini sağlamaktadır.

Oteldeki adam, Charlie Meadows öyküye tam bir yontulmamışlık duygusuyla dahil olur. Patavatsızca, Pink’in buyur edip etmemesine aldırış etmeden odasına dalması, görünürde pazarlamacılıkla uğraşan ve kadınlarla ilgili durmak bilmeksizin bir eylem/söylem içinde olan bu karakter aslında Barton Fink’in hayvani yönünü, temel güdüleri temsil eden bilinç altını yani İD’i temsil etmektedir. Barton kapandığı otelde başta karşı dursa da daha sonra bu şişman,sürekli kulaklarını kaşıyan ve kulakları ilginç bir şekilde Barton’un kaldığı otel odasının kağıtları gibi nemli, iri kıyım adamla arkadaş olur. Bu çok renkli karakter sinema tarihinin en enteresan oyunculuklarından ve karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. (Yine John Goodman ‘ın canlandırdığı bu karakter çok kısa bir süreliğine de olsa benzer bir rolle Oh Brother Where Art You filminde de karşımıza çıkmıştı.)Bu bir çeşit her şeyin içine eden, yıkıma sebebiyet veren iblis, Barton’un kapatmaya uğraştığı duvar kâğıtlarındaki gibi yok edilemez bir içsel kötülük halini almıştır. Barton kendi doğuşunu içsel olarak içindeki bu sempatik aynı zamanda ölümcül  Meadows karakterini aşmakta bulacaktır.

 

Dikkat edilirse Otel resepsiyonisti sürekli olarak dipte bir yerlerden çıkmakta ve 666 sayısına da göndermeler yapılmaktadır. Bu çok sıcak oda bir açıdan Barton’un kendi iç cehennemini yüzleşmek zorunda olduğu içsel iblisleri barındıran zindanını temsil etmektedir. Bu ve benzeri çok sayıda çıkarımın yapılabileceği film birçok açıdan okunabilir. Bu okumalardan biri de sokaktaki insanı anlatmayı amaçladığını söyleyen Barton Fink’in kapı komşusuyla ilgilenmemesi ve hiçbir vesileyle onu tanıyamayışıdır. Buna karşın muktedirin eliyle yine o insana pazarlanacak bir ürünü ortaya koymaya çalışmaktadır. Barton Fink’in aslında tırnak içinde “kara liste” de yer alan bir yazar olarak, yani sosyalist düşünceleri ve fikirlerini savunan biri olarak bu senaristliği kabul etmesi de manidardır.

Coen kardeşlerin senaryosunu Miller Crossing ile ilgili çalışırken kısa bir süre içinde yazdıkları düşünüldüğünde filmin ucu açık ve çok yönlü hali daha bir itibar kazanmaktadır. Zira Barton karakteri edebiyat ve sinema ilgisi taşıyan birçok kişi için çeşitli veçheleriyle bir ayna olabilmekte, oldukça fazla sayıda görüntüye/göstergeye olanak sağlayabilmektedir. Filmin sonunda yer alan, kumsalda içindekini bilmediğimiz hediye kutusu ile oturan Fink ve duvarda başka bir rüyaya açılan pencere görevi gören o tablo, yine filmde gecen bir söz hatırlatmaktadır.

“Gözlerin kapalıysa, gün ışığı bir rüyadır”

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.